YAZAR Giriş
Yan Manset

Anadolu engellileri birleştirme derneği’nden ankara büyükşehir belediyesi’ne ziyaret

TURAN YATIRIM CANLI
DOLAR 47,78 TL %0.04
EURO 55,21 TL %0.07
STERLİN 65,64 TL %0.12
GRAM ALTIN 7.178 TL %1.55
ÇEYREK ALTIN 11.652 TL %1.27
BİST 100 14.097,50 %2.87
BITCOIN $64.250 %2.10
BRENT $81.40 %0.45
DOLAR 47,78 TL %0.04
EURO 55,21 TL %0.07
GRAM ALTIN 7.178 TL %1.55

SON DAKİKA HABERLERİ

Tümünü Gör
Antalya kepezde hortum faciası
Son Dakika

Antalya kepezde hortum faciası

ANTALYA KEPEZ’DE HORTUM FACİASI: 4 İŞÇİ HAYATINI KAYBETTİ, 1 İŞÇİ YARALANDIDoğanın gücü bir kez daha can aldı: İki konteyner parçalandı, dört emekçinin hayatı yarım kaldı.Antalya’nın Kepez ilçesinde etkili olan hortum, geride büyük bir acı ve yürekleri dağlayan bir tablo bıraktı. Şiddetli hortum nedeniyle parçalanan iki konteynerde bulunan 4 işçi hayatını kaybederken, 1 işçi de yaralandı.Yaşanan bu acı olay, doğal afetlerin ne kadar kısa sürede büyük felaketlere dönüşebileceğini bir kez daha gözler önüne serdi.HORTUM İKİ KONTEYNERİ PARÇALADIAntalya’nın Kepez ilçesinde etkisini gösteren hortum, önüne çıkan yapıları ve çevresindeki alanları etkisi altına aldı. Hortumun şiddetiyle parçalanan iki konteynerde bulunan işçiler, felaketin ortasında kaldı.Olayda 4 işçinin yaşamını yitirmesi, bir işçinin ise yaralanması büyük üzüntüye neden oldu.Yaşanan can kayıpları, yalnızca bir doğal afet haberinden ibaret değil. Bu olay, her birinin ayrı bir hayatı, ailesi, sevdikleri ve geleceğe dair umutları bulunan dört insanın artık aramızda olmayacağı anlamına geliyor.DÖRT EMEKÇİNİN ARDINDAN GERİYE ACI KALDIBenim için bu tür olayların en acı tarafı, kaybettiğimiz insanların arkasında bıraktıkları hayatlar ve aileleridir.Sabah evinden çalışmak için çıkan, belki akşam ailesine kavuşmayı düşünen, belki de çocuklarının geleceği için emek veren dört işçi artık hayatta değil.Bir tarafta evladının yolunu gözleyen anne ve babalar, diğer tarafta eşini bekleyen hayat arkadaşları, belki de babasının eve dönmesini bekleyen çocuklar…Bir hortumun birkaç dakika içerisinde nelere yol açabileceğini düşünmek bile insanın içini acıtıyor.Elbette doğal afetlerin önüne her zaman geçmek mümkün değildir. Ancak böylesine ağır sonuçlar doğuran olayların ardından alınması gereken önlemleri, çalışma alanlarının güvenliğini ve çalışanların korunmasına yönelik tedbirleri de sorgulamak zorundayız.Çünkü insan hayatı her şeyden değerlidir. Hiçbir iş, hiçbir kazanç ve hiçbir maddi değer insan hayatından daha önemli değildir.DOĞAL AFETLERE KARŞI TEDBİR HAYAT KURTARIRHortum, fırtına ve benzeri meteorolojik olaylar, özellikle geçici barınma alanları ve hafif yapılar açısından ciddi tehlikeler oluşturabilir.Bu nedenle riskli hava koşullarında çalışanların güvenli alanlara alınması, konteynerlerin bulunduğu alanların risk değerlendirmesinin yapılması ve gerekli koruyucu önlemlerin uygulanması büyük önem taşımaktadır.Yaşanan facianın ardından olayın meydana geliş koşullarının, konteynerlerin güvenlik durumunun ve alınan tedbirlerin yetkili makamlarca değerlendirilmesi, benzer acıların yaşanmaması açısından önemlidir.Burada amacımız birilerini peşinen suçlamak değil; yaşanan olaydan gerekli derslerin çıkarılmasını, varsa ihmallerin ortaya konulmasını ve insan hayatını koruyacak önlemlerin güçlendirilmesini sağlamaktır.BİR CAN BİLE KAYBETMEK FAZLADIRAntalya Kepez’de yaşanan bu acı olayda hayatını kaybeden dört işçimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine, yakınlarına ve çalışma arkadaşlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.Yaralanan işçimize de acil şifalar temenni ediyorum.Unutmayalım ki her işçinin arkasında bir aile, her kaybın ardından dinmeyen bir acı vardır.İnsan hayatı söz konusu olduğunda tedbir bir tercih değil, sorumluluktur.Dileğimiz, Antalya Kepez’de yaşanan bu acının son olması ve hiçbir ailenin sevdiklerini bir iş gününün sonunda böyle bir felaket nedeniyle kaybetmemesidir. Mesut ŞİMŞEKTUBSİAD Genel Başkan YardımcısıFitoterapist 🇹🇷Sağlık ve Fitoterapi Köşe YazarıWecommstore Medikal Wellness

Çevre yönetimi hizmetleri yönetmeliğimizde yapılan değişiklikler yürürlüğe girdi.
Son Dakika

Çevre yönetimi hizmetleri yönetmeliğimizde yapılan değişiklikler yürürlüğe girdi.

 Çevre Yönetimi Hizmetleri Yönetmeliği’nde Kritik Değişiklik: Danışmanlık Firmalarına Yeni Şartlar ve Yaptırımlar Getirildi Çevre Yönetimi Hizmetleri Yönetmeliği'nde yapılan yeni düzenlemeler resmi olarak yürürlüğe girdi. Sektörde denetimi, hesap verebilirliği ve hizmet kalitesini artırmayı hedefleyen değişiklikler kapsamında; çevre danışmanlık firmalarına "Büro Tescil Belgesi (BTB)" alma zorunluluğu getirilirken, görevini aksatan firmalara yönelik idari yaptırımların önü açıldı. Çevre mevzuatına uyum süreçlerinde kilit rol oynayan çevre danışmanlık firmalarının çalışma usul ve esaslarını yeniden belirleyen yönetmelik değişiklikleri hayata geçirildi. Yapılan düzenlemeler, hem belgelendirme standartlarında hem de yasal sorumluluklarda önemli yenilikler barındırıyor. Büro Tescil Belgesi (BTB) Alma Zorunluluğu Yeni yönetmeliğin en dikkat çekici maddelerinden biri, sektördeki standardizasyonu sağlamak amacıyla getirilen belge şartı oldu. Daha önce ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) Yeterlilik firmaları için uygulanan kural genişletildi. Artık çevre danışmanlık hizmeti veren tüm firmaların, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Çevre Mühendisleri Odası tarafından düzenlenen Büro Tescil  Belgesi’ni (BTB) almaları yasal bir zorunluluk haline getirildi.İhlallere Karşı İdari Para Cezası Dönemi Düzenleme ile birlikte sektördeki denetim ve yaptırım mekanizmaları da güçlendirildi. Danışmanlık hizmeti verdikleri işletmelerde tespit edilen mevzuata aykırılıkların giderilmesi için gerekli resmi başvuru süreçlerini başlatmayan veya süreçleri takip etmeyen çevre danışmanlık firmalarına idari para cezası verilmesinin önü açıldı. Bu adımla, danışmanlık firmalarının sorumluluk alanları genişletilerek ihlallere göz yumulmasının engellenmesi hedefleniyor. Bağlam ve Analiz: Sektöre Yansımaları Hizmet Kalitesinde Standardizasyon: BTB zorunluluğu, merdiven altı ve yetkisiz faaliyetlerin önüne geçerek çevre danışmanlık sektöründe kurumsal kaliteyi ve mühendislik standartlarını güvence altına alacaktır.Artan Hukuki Sorumluluk: İdari para cezası yaptırımı, danışmanlık firmalarının yalnızca "tavsiye veren" pasif bir konumdan çıkarak, çevre kirliliğini önleme ve mevzuata uyum süreçlerinde proaktif ve yasal sorumluluk taşıyan aktörler olmasını sağlayacaktır. Bu durum, üretim tesislerinin çevre standartlarına daha hızlı ve şeffaf bir şekilde entegre olmasına zemin hazırlayacaktır. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/10/20261006-1.htm

Başkan erdoğan’dan rekor ihracat müjdesi: "eylül ayında cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaştık"
Son Dakika

Başkan erdoğan’dan rekor ihracat müjdesi: "eylül ayında cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaştık"

Başkan Erdoğan, Türkiye’nin dış ticaret verilerindeki tarihi başarılara dikkat çekerek, eylül ayında kırılan rekoru ve yıllıklandırılmış ihracat rakamlarını kamuoyuyla paylaştı. Küresel ve bölgesel krizlere rağmen Türkiye’nin ekonomik büyüme rotasından sapmadığını vurguladı. İhracatta Tarihî Rakamlar ve Rekorlar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın paylaştığı verilere göre, Türkiye ekonomisi dış ticarette güçlü ivmesini sürdürmeye devam ediyor. Açıklanan son verilerde öne çıkan başlıca mühim rakamlar şunlar oldu:Yılbaşından Bu Yana %5,2 Artış: İhracat, yılbaşından bu yana geçen sürede %5,2'lik bir artış göstererek 211 milyar dolar seviyesine ulaştı ve yeni bir rekora imza attı. Eylül Ayında Tüm Zamanlarin Zirvesi: Yalnızca eylül ayında gerçekleştirilen 26 milyar dolarlık ihracat ile Cumhuriyet tarihinin en yüksek eylül ayı rakamına ulaşıldı. 5 Aylık Rekor Serisi: 2026 yılının 5 ayrı ayında kırılan ihracat rekorları, dış ticaretteki sürdürülebilir büyümenin en somut göstergesi oldu. Yıllıklandırılmış İhracatta En Yüksek Seviye: Türkiye’nin yıllıklandırılmış ihracatı 287,3 milyar dolar ile bugüne kadarki en yüksek seviyesine çıktı. "Krizlere Rağmen Kalkınma Rotasında Kararlılıkla İlerliyoruz" Bölgede ardı ardına patlak veren savaşlara, jeopolitik gerilimlere ve küresel krizlere rağmen Türkiye’nin ekonomik istikrarını koruduğunu belirten Başkan Erdoğan, kalkınma ve büyüme rotasından taviz verilmeyeceğini vurguladı.Başkan Erdoğan açıklamasında, "Yatırımı, üretimi, ihracatı, istihdamı önceleyen bir vizyonla inşallah daha nice başarılara hep birlikte imza atacağız" ifadelerini kullanarak ülkenin ekonomik vizyonundaki kararlılığın altını çizdi.

GÜNDEM HABERLERİ

Tümünü Gör
Olympos’ta düzensiz yapı hattına son: parselasyon tamamlandı, tapular teslim edildi
Gündem

Olympos’ta düzensiz yapı hattına son: parselasyon tamamlandı, tapular teslim edildi

OLYMPOS’TA DÜZENSİZ YAPI HATTINA SON: PARSELASYON TAMAMLANDI, TAPULAR TESLİM EDİLDİAntalya’nın dünyaca ünlü turizm bölgesi Olympos’ta (Yazır Mahallesi) yıllardır süren mülkiyet ve imar düğümü çözüldü. Kumluca Belediyesi tarafından yürütülen parselasyon uygulamasının tescil işlemleri tamamlanarak hak sahiplerine tapuları teslim edildi.  Antalya’nın Kumluca ilçesine bağlı Yazır Mahallesi sınırlarında yer alan Olympos’ta, sürdürülebilir turizm ve koruma dengesini göz gözeten önemli bir aşama geride bırakıldı. Kumluca Belediyesi Imar ve Şehircilik Müdürlüğü tarafından yürütülen ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesi kapsamında gerçekleştirilen parselasyon uygulamasının tescil süreci resmi olarak sonuçlandırıldı. Hak sahiplerinin merakla beklediği tapular, 23 Ekim 2026 tarihi itibarıyla teslim edildi.28,9 HEKTARLIK ALANDA YENİ DÖNEMKültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 15 Nisan 2020 tarihinde onaylanan 28,9 hektarlık Olympos Koruma Amaçlı İmar Planı doğrultusunda hayata geçirilen uygulama, bölgenin tarihi ve doğal dokusunu güvence altına almayı hedefliyor.  Geçmişte SİT derecelendirmeleri ve yapılaşma sınırları sebebiyle mülkiyet sorunlarının yaşandığı bölgede, tamamlanan tescil işlemleri sayesinde düzensiz yapılaşmanın önüne geçilmesi ve ahşap/ekolojik mimari standartlarının korunması öngörülüyor.  EKO-TURİZM VE KAMUSAL ALANLAR BİR ARADAPlanlama alanının detaylarında, denize doğru uzanan dere hattı boyunca yaklaşık 1,5 kilometrelik bir koridor öne çıkıyor. Bu hat üzerinde belirlenen düzenlemeler kapsamında;  Geniş Yeşil Alanlar: Bölgenin doğal ve ekolojik yapısını koruyan rekreasyon sahaları.Ekolojik Pansiyon Alanları: Ahşap ve doğayla uyumlu konaklama standartlarına sahip turizm alanları.  Sosyal ve Ticari Donatılar: Mahalle halkı ve ziyaretçilerin ihtiyacını karşılayacak ticaret alanı, Aile Sağlığı Merkezi ve Belediye Hizmet Alanı.Tapuların teslim edilmesiyle birlikte, Yazır (Olympos) Mahallesi’ndeki uzun soluklu planlama süreci hukuki ve idari açıdan tamamlanmış oldu. Tamamlanan tescil işlemleri sayesinde hak sahipleri yasal mülkiyet haklarına kavuşurken, Olympos'un koruma-kullanma dengesi içerisinde turizme hizmet vermeye devam etmesi sağlanacak.Mehmet ALPTEKİN / KUMLUCA

Batman’da iki kardeşin öldüğü dava duraşmasında tahliye kararına tepki
Gündem

Batman’da iki kardeşin öldüğü dava duraşmasında tahliye kararına tepki

​Batman’da Murat İnsel ve Salih İnsel kardeşlerin hayatını kaybettiği, 3 kardeşin ise ağır yaralandığı silahlı olayıyla ilgili Batman’da görülen duruşmada verilen tahliye kararları, hayatını kaybedenlerin yakınları ve dava avukatı tarafından tepkiyle karşılandı.​Duruşma çıkışında adliye önünde basın açıklaması yapan aile avukatı Esra Ülger, dosyada tahliyeyi gerektirecek bir durum olmadığını belirtti.​​Davanın avukatı yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:​“Murat İnsel ve Salih İnsel kardeşler göz göre göre öldürülmüştür. Üç kardeş ise olay yerinde hayati tehlike oluşturacak şekilde ağır yaralanmıştır. Dosyaya baktığımız zaman tahliyelerini gerektiren hiçbir durum yokken bugün ne yazık ki iki kişinin tahliyesiyle yıkılmış durumdayız. Adalet Bakanlığımıza ve Sayın Cumhurbaşkanımıza seslenmek istiyorum; verilen bu emeklerin ve çabaların karşılığı olarak adaletin tecelli etmesini bekliyoruz. Suçluların cezasız kalmaması ve toplum vicdanının rahatlaması için hakkaniyetli kararların çıkmasını talep ediyoruz.”

EKONOMİ HABERLERİ

Tümünü Gör
Emeklinin gözü meclis’te:
Ekonomi

Emeklinin gözü meclis’te:

Çare Zam mı, Yeni Düzenleme mi?Mehmet SağlamTürkiye’de 16 milyonu aşkın emekli, enflasyonun ve yüksek yaşam maliyetinin ezici baskısı altında Ocak 2027 zamlarını ve Meclis’teki bütçe maratonunu bekliyor. Temmuz ayında 23 bin 552 TL olarak belirlenen en düşük emekli maaşı, kira ve gıda enflasyon karşısında hızla eridi.Açıklanan ilk 3 aylık verilere göre enflasyon farkı %5,57 olurken; Merkez Bankası ve piyasa beklentilerine göre masada %8,70 ile %10,73 arasında değişen senaryolar var. Ancak asıl tehlike, kök maaşı düşük olan yüz binlerce emeklinin "sıfır zam" riskiyle yüz yüze olması. Bu yüzden Meclis’ten acil bir taban aylık düzenlemesi çıkması şart.Maaşların yetersizliği, milyonları ileri yaşlarında yeniden çalışma hayatına itti; kayıtlı çalışan emekli sayısı 2,1 milyonun üzerine çıktı. Bankalar ise 35 bin TL'ye dayanan promosyon ve kredi paketleriyle nakit sıkışıklığı yaşayan emeklilerin markajında.27 Ekim’de başlayacak bütçe görüşmeleri, SGK bütçesindeki %66'lık artışın emekliye nasıl yansıyacağını gösterecek. Önümüzdeki üç ay, milyonların sadece maaşını değil, yaşam standardını belirleyecek.

Kumluca’nın enerjisine güç katacak dev yatırım!
Ekonomi

Kumluca’nın enerjisine güç katacak dev yatırım!

Yeni trafo merkezi 3 Kasım’da devreye giriyorKUMLUCA – Antalya’nın tarım, seracılık, üretim ve turizm açısından öne çıkan ilçelerinden Kumluca’da, artan enerji ihtiyacını karşılamak ve elektrik altyapısını güçlendirmek amacıyla yapımı tamamlanan yeni trafo merkezi, 3 Kasım 2026 Salı günü devreye alınacak. İlçenin enerji altyapısına önemli katkı sağlaması beklenen yatırımın, özellikle tarımsal üretimden ticari faaliyetlere kadar birçok alanda elektrik arzının güçlendirilmesine destek olması hedefleniyor.Kumluca’nın büyüyen nüfusu, gelişen ekonomik faaliyetleri ve yoğun enerji ihtiyacı, elektrik altyapısının güçlendirilmesini her geçen gün daha önemli hâle getiriyor. Bu kapsamda tamamlanan yeni Transformatör Merkezi’nin hizmete girmesiyle ilçenin enerji altyapısında yeni bir dönemin başlaması bekleniyor.TARIMSAL ÜRETİM VE EKONOMİ İÇİN KRİTİK YATIRIM Özellikle örtü altı sebze üretimiyle Türkiye’nin önemli tarım merkezleri arasında yer alan Kumluca’da elektrik enerjisi; sulama sistemlerinden işletmelere, soğuk hava depolarından ticari faaliyetlere kadar geniş bir alanda hayati önem taşıyor.Yeni trafo merkezinin devreye alınmasıyla enerji altyapısının güçlendirilmesi, artan elektrik talebinin karşılanmasına katkı sağlanması ve şebekenin işletme güvenilirliğinin artırılması amaçlanıyor. Yatırımın, ilçenin gelecekteki büyüme ve kalkınma ihtiyaçları açısından da önemli bir altyapı adımı olduğu değerlendiriliyor. HEDEF: DAHA GÜÇLÜ VE GÜVENİLİR ENERJİ ALTYAPISI Modern trafo merkezleri, elektriğin iletim ve dağıtım sistemleri arasında uygun gerilim seviyelerine dönüştürülerek güvenli biçimde aktarılmasında önemli rol oynuyor. Yeni tesisin devreye alınmasıyla Kumluca’da enerji arzının desteklenmesi, şebeke kapasitesinin geliştirilmesi ve elektrik hizmetlerinin sürdürülebilirliğine katkı sağlanması bekleniyor.Bununla birlikte, yatırımın elektrik kesintilerini veya voltaj dalgalanmalarını tamamen ortadan kaldıracağına ilişkin kesin bir değerlendirme yapabilmek için tesisin teknik kapasitesi, bağlantı noktaları ve şebeke üzerindeki etkilerine ilişkin ayrıntılı verilerin açıklanması gerekiyor. KAYMAKAM BAHADIR GÜNEŞ’TEN TEŞEKKÜR Kumluca Kaymakamı Bahadır Güneş, 3 Kasım 2026 tarihinde devreye alınması planlanan trafo merkezinin ilçe için hayırlı olmasını dileyerek yatırımın gerçekleştirilmesinde emeği geçen kurum ve kuruluşlara teşekkür etti.Kaymakam Güneş, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:“İlçemizde yapımı tamamlanan ve 03.11.2026 tarihinde (Salı günü) aktif hâle gelerek hizmete girecek olan Trafo (Transformatör) Merkezi’nin ilçemize hayırlı olmasını diliyorum. Söz konusu yatırımın, ilçemizin enerji altyapısına, gelişimine ve vatandaşlarımıza sunulan hizmetlerin kalitesine önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.Bu önemli yatırımın ilçemize kazandırılmasında emeği geçen herkese, ilgili kurum ve kuruluşlarımıza, yatırımcı firmaya, teknik ekiplere ve sahada özveriyle çalışan tüm personelimize Kumluca ilçemiz adına teşekkür ediyorum. Trafo (Transformatör) Merkezi’nin ilçemize hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.” 3 KASIM’DA YENİ BİR DÖNEM BAŞLIYOR 3 Kasım Salı günü gerçekleştirilmesi planlanan devreye alma işlemiyle birlikte yeni trafo merkezinin hizmet vermeye başlaması bekleniyor. Yatırımın Kumluca’nın enerji altyapısına, tarımsal üretimine ve ekonomik gelişimine uzun vadeli katkılar sunması hedefleniyor.Kumluca için asıl kazanım ise yalnızca yeni bir tesisin hizmete girmesi değil; ilçenin üretim gücünü, ekonomik büyümesini ve gelecekteki ihtiyaçlarını destekleyecek daha sağlam bir enerji altyapısının oluşturulması olacak.Mehmet ALPTEKİN / KUMLUCA

Gemi battığında kaptan da batar
Ekonomi

Gemi battığında kaptan da batar

Milyarlık Vurgunlar ve Fildişi Kuleler: Gemi Battığında Kaptan da BatarEkonomik tablomuzun en acı ve en çarpıcı tezatlığı, gelir dağılımındaki uçurumun ulaştığı korkunç boyutlarda saklıdır. Bir tarafta siyaset ve bürokrasi ekseninde dönen milyarlık fon skandalları havada uçuşurken; diğer tarafta 20 bin ila 24 bin TL gibi açlık sınırının altındaki bir aylıkla ay sonunu getirmeye çalışan, torununa harçlık veremeyen milyonlarca emekli yaşam mücadelesi veriyor.Uçurumun İki Yakası%20'lik Elit Kesim: Siyaset-bürokrasi ortaklığıyla servetine servet katan, halkın gerçeklerinden fersah fersah uzakta yaşayan küçük bir azınlık.%80'lik Yoksul Kesim: Geçim derdiyle boğuşan, temel ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlanan, sesini duyurmaya çalışan milyonlar.En zengin yüzde 20 ile en fakir yüzde 20 arasındaki 8 katlık devasa fark, iktidarın oluşturduğu elit zümrenin halktan tamamen kopmasına yol açtı.Fildişi kulelerde ve bulutların üstünde yaşayan bu kesim, geçim derdiyle boğuşan vatandaşın feryadını algılamaktan fersah fersah uzakta. Milyarlık rakamlarla dans edenlerin, asgari ücretin altında bir gelirle hayatta kalmaya çalışmanın ne demek olduğunu anlaması elbette imkânsız.Vicdan Yarası ve Ortak SonYaşanan bu tablo, sadece ekonomik bir kriz değil; yönetenler ile yönetilenler arasındaki bağın tamamen koptuğunun, toplumsal vicdanın ise ağır bir yara aldığının resmidir.Eğer siyaset erbabı bu feryadı duymazdan gelmeye devam ederse; koruyup kolladıkları o yüzde 20'lik imtiyazlı kesim de bu gidişatın sonunda kaybedenlerden olacaktır.Çünkü unutulmamalıdır ki; gemi battığında kaptan da dahil herkes batar.

SPOR HABERLERİ

Tümünü Gör
Potanın engelsiz perileri avrupa şampiyonu! namağlup zafer
Spor

Potanın engelsiz perileri avrupa şampiyonu! namağlup zafer

Tekerlekli Sandalye Basketbol Kadın Millî Takımımız, İsviçre’nin Nottwil kentinde düzenlenen Avrupa Şampiyonası B Division’da namağlup şampiyon olarak tarihi bir başarıya imza attı12-18 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilen organizasyonda muazzam bir performans sergileyen "Potanın Engelsiz Perileri", şampiyonluk kupasını Türkiye'ye kazandırdıTurnuvadaki Şampiyonluk Yolculuğu​Grup aşamasında rakiplerine üstünlük kuran Ay-yıldızlı ekibimiz, ilk maçlarında şu sonuçları elde etti:  ​İsrail: 86-11  ​Women of Europe: 48-29  ​İrlanda: 46- 30​Yarı finalde yeniden İsrail ile karşı karşıya gelen Millî Takımımız, rakibini 64-17 gibi net bir skorla mağlup ederek adını finale yazdırdıFinal mücadelesinde ise bir kez daha Women of Europe takımıyla karşılaşan millilerimiz, kıran kırana geçen maçı 41-39 kazanarak turnuvayı yenilgisiz tamamladı ve Avrupa Şampiyonluğu'na ulaştı

Trendyol süper lig’in 8. haftasında çorum fk evinde güldü: çaykur rizespor’u 2-1 mağlup etti
Spor

Trendyol süper lig’in 8. haftasında çorum fk evinde güldü: çaykur rizespor’u 2-1 mağlup etti

ada milli futbolcu Cengiz Ünder’in golüyle farkı ikiye çıkardı ve ilk yarıyı rahat bir skorla önde kapattı.80. Dakika (2-1): İkinci yarıda farkı azaltmak için yüklenen Çaykur Rizespor, 80’inci dakikada genç yıldız Youssoufa Moukoko’nun golüyle skoru 2-1’e getirse de kalan dakikalarda başka gol olmadı.Karşılaşma, Çorum FK’nın 2-1’lik üstünlüğüyle sona erdi.

Türkiye’ye altın gurur: havvanur kethüda avrupa şampiyonu!
Spor

Türkiye’ye altın gurur: havvanur kethüda avrupa şampiyonu!

ANKARA / 25 EYLÜL 2026 — Uluslararası ringlerde Türk bayrağını dalgalandıran milli boksörümüz Havvanur Kethüda, 2026 Avrupa Boks Şampiyonası’nda tarihi bir başarıya imza atarak Avrupa Şampiyonu oldu.Rus Rakibini Mağlup Ederek Zirveye ÇıktıŞampiyona boyunca sergilediği üstün performans, disiplin ve yüksek kondisyonla finale kadar yükselen milli sporcu, final müsabakasında Rus rakibi Kseniia Olifirenko ile karşı karşıya geldi.Rakipleri karşısındaki ezici hakimiyetini final maçında da sürdüren Havvanur Kethüda, zorlu mücadeleden galibiyetle ayrılarak altın madalyayı boynuna taktı ve İstiklal Marşı’mızı tüm Avrupa’ya dinletti.Spor Camiasından Takdir ve Tebrik YağmuruAy-yıldızlı bayrağımızı kürsünün en üst basamağına çıkaran milli boksörün bu büyük başarısı; Gençlik ve Spor Bakanlığı, boks federasyonu yetkilileri ve tüm yurtta coşkuyla karşılandı. Elde edilen bu zafer, Türk boksunun uluslararası arenadaki yükselişini ve gücünü bir kez daha gözler önüne serdi.Bağlam ve AnalizTürk kadınının spordaki azmini ve mücadeleci ruhunu uluslararası alanda en iyi şekilde temsil eden Havvanur Kethüda’nın altın madalyası, önümüzdeki dönemde düzenlenecek Dünya Şampiyonası ve Olimpiyat kotaları öncesinde büyük bir moral ve motivasyon kaynağı olmuştur.Kaynak :  Güler Medya

TEKNOLOJİ HABERLERİ

Tümünü Gör
Kırklareli üniversitesinde (klü), tübitak desteğiyle kurulan milli teknoloji atölyesi törenle açıldı.
Teknoloji

Kırklareli üniversitesinde (klü), tübitak desteğiyle kurulan milli teknoloji atölyesi törenle açıldı.

Kırklareli Üniversitesi’nde (KLÜ), TÜBİTAK desteğiyle hayata geçirilen Milli Teknoloji Atölyesi, düzenlenen coşkulu bir törenle öğrencilerin kullanımına sunuldu. Bilimsel ve Teknolojik Üretim Kapasitesine Güçlü Katkı Üniversiteden yapılan resmi açıklamaya göre, öğrencilerin teknoloji ve yenilik odaklı projeler ile araştırma-geliştirme (AR-GE) çalışmalarını yürütebilecekleri modern altyapıya sahip atölyenin açılışı dolayısıyla özel bir tören gerçekleştirildi.Törenin açılış konuşmasını yapan KLÜ Rektörü Prof. Dr. Rengin Ak, atölyenin üniversitenin bilimsel ve teknolojik üretim kapasitesine sunacağı stratejik katkılara dikkat çekti. Konuşmaların ardından milli teknoloji atölyesi resmi olarak öğrencilerin hizmetine açıldı. Geniş Katılımlı Açılış Töreni Kırklareli Üniversitesi’nde gerçekleştirilen açılış programına protokol ve akademisyenler yoğun ilgi gösterdi. Törene;Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Eylem Özkaya Lassalle,Rektör Danışmanı Prof. Dr. İskender Gümüş,Genel Sekreter Ahmet Şimşek,Fakülte dekanları, akademisyenler ve çok sayıda öğrenci katılım sağladı. Bağlam ve Analiz Üniversitelerde AR-GE ve Teknoloji Altyapısı: TÜBİTAK destekli milli teknoloji atölyeleri, üniversite öğrencilerinin teorik bilgilerini pratik projelere dönüştürmesi ve yenilikçi teknolojiler geliştirmesi açısından kritik bir ekosistem oluşturmaktadır.Bölgesel Kalkınma ve Genç Araştırmacılar: KLÜ'nün teknoloji odaklı bu yatırımları, genç araştırmacıların ulusal teknoloji hamlesine katkı sunmasını sağlarken üniversitenin bölgesel kalkınma misyonunu da pekiştirmektedir.

Yalvaç tübitak
Teknoloji

Yalvaç tübitak

YALVAÇ’TA TÜBİTAK 4007 HEYECANIYalvaç’ta bilime, araştırmaya ve geleceğe ışık tutacak güzel bir etkinliğin heyecanı yaşanıyor.Yalvaç İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen TÜBİTAK 4007 Bilim Şenlikleri Destekleme Programı, 8-9-10 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilecek.Anlatan Meydanı’nda kurulan 35 stantta, öğrencilerimizin büyük emek ve heyecanla hazırladıkları bilimsel çalışmalar, projeler ve birbirinden farklı etkinlikler ziyaretçilerin beğenisine sunulacak.Şenliğin açılışı 8 Ekim saat 10.00’da Anlatan Meydanı’nda yapılacaktır.Geleceğin bilim insanlarının, araştırmacılarının ve üretken gençlerinin çalışmalarını yakından görmek, onların heyecanına ortak olmak için tüm halkımızı Bilim Şenliği’ne bekliyoruz.Çocuklarımız hazırladı, şimdi sıra bizde:Gelin onların heyecanına ortak olalım, bilime birlikte dokunalım.📍 Yer: Anlatan Meydanı📅 Tarih: 8-9-10 Ekim 2026⏰ Açılış: 8 Ekim – 10.00

Türk bilim insanından dünyada bir ilk: harici enerjiye ihtiyaç duymayan hareket sensörü tescillendi
Teknoloji

Türk bilim insanından dünyada bir ilk: harici enerjiye ihtiyaç duymayan hareket sensörü tescillendi

Türk bilim insanı Dr. Olcay Kaan Çakır, dışarıdan hiçbir enerji kaynağına ihtiyaç duymadan çalışabilen ve dünyada ilk olma özelliği taşıyan yenilikçi bir hareket sensörü geliştirdi. Hareketin hem şiddetini hem de yönünü aynı anda algılayabilen bu çığır açıcı buluş, Türk Patent Enstitüsü tarafından tescillendi. Dünyada Bir İlk: Enerjisiz Çalışan Teknoloji Bilim ve teknoloji dünyasında ses getirecek önemli bir Türk buluşuna imza atıldı. Dr. Olcay Kaan Çakır tarafından geliştirilen hareket sensörü, harici bir güç kaynağına (pil, batarya veya şebeke elektriği) ihtiyaç duymadan çalışma yeteneğiyle global düzeyde bir ilki temsil ediyor. Sürdürülebilir ve kendi enerjisini üretebilen yapısıyla dikkat çeken bu teknoloji, mühendislik alanında yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Hareketin Şiddeti ve Yönü Aynı Anda Algılanıyor Geliştirilen sensörün en ayırt edici teknik özelliklerinden biri, maruz kaldığı hareketin yalnızca varlığını değil, aynı zamanda şiddetini ve yönünü aynı anda hassasiyetle tespit edebilmesi. Bu yönüyle benzerlerinden ayrılan sistem; savunma sanayiinden akıllı şehirlere, endüstriyel otomasyondan güvenlik sistemlerine kadar pek çok farklı alanda yüksek verimlilik sunma potansiyeli taşıyor. Türk Patent Enstitüsü Tarafından Tescillendi Ülkemizin Ar-Ge ve inovasyon kapasitesine önemli bir katma değer sağlayan bu tescilli buluş, Türk bilim insanlarının uluslararası alandaki rekabet gücünü bir kez daha gözler önüne serdi. Dr. Olcay Kaan Çakır’ın geliştirdiği harici enerjisiz hareket sensörünün patent alması, yerli ve milli teknoloji hamlesi adına gurur verici bir gelişme olarak değerlendirildi.

SAĞLIK HABERLERİ

Tümünü Gör
Güzelliğin simyası: 24k altın ve bitkisel şifanın hücresel mucizesi
Sağlik

Güzelliğin simyası: 24k altın ve bitkisel şifanın hücresel mucizesi

Cildimiz ve Altın: Tıbbi Bitkiler ile 24K Altının Hücresel Gençlik Sinerjisihttps://www.foreverozon.com/?ref=FOE23F3ESiparişlerinizi verebilirsiniz…. İnsanlık tarihi boyunca altın, yalnızca zenginlik ve ihtişamın bir simgesi olmamış; antik medeniyetlerden günümüze değin şifa, sağlık ve güzellik ritüellerinin de vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Eski Mısır’da Kraliçe Kleopatra’nın cildinin parlaklığını ve gençliğini korumak adına her gece altın maskeleriyle uyuduğu bilinen bir gerçektir. Antik Hindistan’ın geleneksel tıp sistemi olan Ayurveda’da da altın, hücreleri yenileyen ve yaşlanmayı geciktiren değerli bir şifa unsuru olarak kabul edilmiştir. Peki, günümüz modern kozmetoloji ve fitoterapi biliminin ışığında baktığımızda, altın ve doğal bitkisel aktifler cildimiz için ne ifade ediyor?https://www.foreverozon.com/?ref=FOE23F3E Yaşlanmanın Biyolojisi ve Cildimizdeki DeformasyonCildimizin genç, diri ve sağlıklı görünümü, dokularımızdaki hücre yenilenme sürecinin hızına ve verimliliğine bağlıdır. Ancak zamanla çevresel ve içsel faktörler cildimizi deformasyona uğratır. Cilt dokusunda hasar oluşturan ve yaşlanmayı hızlandıran başlıca unsurlar şunlardır: * Hücresel Düzeyde Biriken Toksinler ve Atıklar: Dolaşımın yavaşlamasıyla hücresel atıklar cilde hapsolur. * Oksidatif Stres ve Serbest Radikaller: UV ışınları, hava kirliliği ve kimyasal maruziyetler kolajen yapısını bozar. * Kolajen ve Elastin Liflerinin Kırılması: Cildin esnekliğini sağlayan ağ yapısı zayıflar, bu da sarkma ve derin kırışıklıklara yol açar.24K Altın ve Bitkisel Kompleksin Gücü: OZLOX 24K Gold Beauty SerumYaptığımız incelemeler ve bilimsel veriler göstermektedir ki, saf 24K altın parçacıkları mikro dolaşımı ve lenfatik drenajı uyararak cildin toksinlerden arınmasını destekler. Altının anti-inflamatuar ve antioksidan özellikleri, kolajen yıkımını (degradasyonunu) yavaşlatarak cildin sıkılaşmasına ve ışıltı kazanmasına yardımcı olur.Ancak altının bu eşsiz gücünü, doğanın şifalı bitkisel özleriyle birleştirmek hücresel yenilenmeyi zirveye taşır. OZLOX 24K Gold Beauty Serum, tam da bu hücresel sinerjiyi sunan özel bir formülasyondur: https://www.foreverozon.com/?ref=FOE23F3E  * Cadı Fındığı Özü (Hamamelis Virginiana): Gözenekleri sıkılaştırır, ciltteki kızarıklık ve iritasyonu yatıştırır. * Peptid Kompleksi: Cilde "yenilen" sinyali göndererek kolajen ve elastin üretimini stimüle eder, kırışıklık derinliğini azaltır. * Hyaluronik Asit: Cildin alt katmanlarına kadar yoğun nem bağlayarak cilde dolgunluk ve esneklik kazandırır. * Panthenol (Pro-Vitamin B5): Cilt bariyerini güçlendirir, hücresel onarımı hızlandırır ve derinlemesine nem sağlar.OZLOX 24K Gold Beauty Serum Nasıl Kullanılır? (Kullanım Protokolü)Serumdan en yüksek verimi alabilmek için günlük bakım rutininde doğru uygulama adımlarını izlemek son derece önemlidir:  * Cilt Temizliği: Yüzünüzü cilt tipinize uygun doğal bir temizleyici ile yıkayıp kurulayın.  * Uygulama: Özel damlalığı/pompası yardımıyla 3-4 damla serumu avucunuza veya doğrudan temizlenmiş yüz, boyun ve dekolte bölgenize damlatın. * Masaj ve Emilim: Parmak uçlarınızla, cildinize aşağıdan yukarıya doğru hafif dairesel masaj hareketleriyle uygulayın. Altın parçacıkları ve aktif özler cilde tamamen nüfuz edene kadar nazikçe yedirin.  * Zamanlama: En etkili sonuç için sabah ve akşam olmak üzere günde 2 defa düzenli olarak kullanılması tavsiye edilir. Özetle;Kuru, yağlı, karma veya hassas... Cilt tipiniz ne olursa olsun, OZLOX 24K Gold Beauty Serum, doğanın şifalı özleri ve 24K altının ışıltısıyla cildinizin ihtiyacı olan hücresel desteği sunan ideal bir aktif ajandır. Cildinize hak ettiği değeri verin ve hücresel gençliği uzman dokunuşuyla hissedin. Mesut ŞimşekFitoterapist / Sağlık ve Fitoterapı Köşe Yazarıwecommstore Medikal Wellness TUBSİAD Genel Başkan Yardımcısıhttps://www.foreverozon.com/?ref=FOE23F3E 

Dumansız bir hayata ilk adım: karar senin, destek bizim
Sağlik

Dumansız bir hayata ilk adım: karar senin, destek bizim

BÜTÜNSEL DESTEK YAKLAŞIMIMIZBüşra Hocamız ile birlikte geliştirdiğimiz bu destek yaklaşımında temel amaç; kişinin kendi isteği ve kararlılığı doğrultusunda sigarayı bırakma sürecini desteklemek, vücudun doğal arınma mekanizmalarına yardımcı olmak ve bu dönemin daha kontrollü geçirilmesine katkı sağlamaktır. Burada özellikle tekrar vurgulamak istiyorum:KİŞİNİN ÖNCELİKLE KENDİ İSTEĞİ VE KARARLILIĞI OLMASI GEREKİR.Çünkü sigarayı bırakma sürecinin en önemli başlangıç noktası kişinin kendi iradesidir. Kullanılan destekler bu kararın yerine geçmez; kişinin aldığı kararı desteklemek amacıyla değerlendirilir. 1. Büşra Hoca'nın Özel Bitkisel Destek Şurubu – 200 mlSigarayı bıraktıktan sonra vücut, zaman içerisinde sigara kullanımının oluşturduğu yüklerden kurtulmaya ve kendi doğal yenilenme süreçlerini sürdürmeye başlar.Büşra Hocamızın özel bitkisel formülasyonu bu süreçte vücudun doğal arınma mekanizmalarını desteklemek amacıyla kullanılmaktadır.Doktorumuzun yaptığı uygulama ve gözlemler sonucunda, bu özel destek yaklaşımının vücudun arınma ve toksik yüklerden uzaklaşma sürecini desteklediği gözlemlenmiştir.Bu kapsamda;- Vücudun doğal arınma süreçlerinin desteklenmesi,- Solunum konforunun desteklenmesi,- Genel zindelik ve yaşam kalitesine katkı sağlanması,- Sigarayı bırakma sonrasında oluşan yeni yaşam düzenine uyumun desteklenmesihedeflenmektedir.Burada amaç, kişinin kendi isteğiyle başlattığı sigarayı bırakma sürecine bitkisel ve bütünsel bir destek sunmaktır. 2. Ferahlatıcı Ağız Spreyi – 50 mlSigarayı bırakırken özellikle yemek sonrasında, kahve içerken, stresli anlarda veya alışkanlık hâline gelmiş belirli zamanlarda sigara isteği ortaya çıkabilir.Ferahlatıcı ağız spreyi bu anlarda ağızda ferahlık hissi oluşturmak ve kişinin sigara içme isteğini yönetmesine yardımcı olmak amacıyla kullanılabilir. 3. Wecommstore Transdermal BantTransdermal bant teknolojisi, ürünün içeriğine bağlı olarak belirli bileşenlerin cilt üzerinden uygulanmasına imkân sağlayan bir yöntemdir.Bu destek yaklaşımında bant, diğer uygulamalarla birlikte bütünsel protokolün tamamlayıcı unsurlarından biri olarak değerlendirilmektedir.Fitoterapist Uzmanı Mesut Hoca'dan…EN ÖNEMLİ NOKTANe kadar güçlü bir destek kullanılırsa kullanılsın, kişinin kendi isteği ve kararlılığı yoksa sigarayı bırakma sürecinin sürdürülebilir olması zorlaşır.Bu nedenle bizim yaklaşımımızın temelinde tek bir cümle vardır:ÖNCE KARAR, SONRA DESTEK.Kişi kararını verir. Biz ise bu süreçte elimizden gelen bilgi, deneyim ve destekle yanında oluruz. Temiz bir nefes ve dumansız bir gelecek için ilk adım kişinin kendi iradesidir.Karar sizin, destek bizden. Mesut Şimşek Fitoterapist 🇹🇷 Gazeteci & Köşe Yazarı wecommstore TUBSİAD Yönetim Kurulu Üyesi

Kadınlara doğal destek
Sağlik

Kadınlara doğal destek

Erken Menopoz Belirtilerine Karşı Doğanın Desteği: Sağlıklı ve Dengeli Bir Yaşam Mümkün ​Kadın sağlığı, hayatın her döneminde özen, farkındalık ve doğru destekler gerektiren bütüncül bir süreçtir. Son yıllarda modern yaşamın getirdiği stres, çevresel faktörler ve beslenme alışkanlıklarındaki değişimler nedeniyle sıkça karşılaştığımız konulardan biri de erken menopoz ve bu sürecin getirdiği fizyolojik değişimlerdir. ​Menopoz, kadın biyolojisinin doğal bir evresi olmakla birlikte; bu sürecin beklenenden erken başlaması vücutta hem hormonal hem de fiziksel anlamda ciddi dalgalanmalara yol açabilir. Estrojen ve diğer temel hormonların seviyelerindeki düşüş; sadece üreme sistemini değil, kemik sağlığından kalp-damar sistemine, cilt esnekliğinden ruh haline kadar pek çok alanı doğrudan etkiler. ​Erken Menopoz Sinyalleri Nelerdir?​Vücudumuz, dengesinin değişmeye başladığını bize çeşitli belirtilerle fısıldar: ​Adet Düzensizlikleri ve Hormonal Dalgalanmalar: Döngülerin aralıklarının değişmesi veya aniden kesilmesi sürecin ilk habercilerindendir.​Enerji ve Canlılık Kaybı: Gün içinde geçmeyen yorgunluk hissi, kronik halsizlik ve odaklanma güçlüğü.​Kemik Doku Zayıflaması (Osteoporoz Riski): Hormonal azalmaya bağlı olarak kemik yoğunluğunda düşüş ve kemik kırılganlığının artması.​Cilt ve Saç Sağlığında Zayıflama: Ciltte incelme, nem kaybı, elastikiyet azalması ve saçlarda dökülme/cansızlaşma.​Kalp ve Damar Sağlığı Riskleri: Hormon korumasının azalmasıyla birlikte dolaşım sisteminde destek ihtiyacının doğması.​Cinsel İstekte Azalma ve Kuruluk: Dokulardaki incelme ve hormonal düşüşe bağlı olarak yaşanan konfor kayıpları.​Doğanın Gücüyle Hücresel Destek: Phytotherapy ve Mumiyo​Metabolizmanın bu hassas geçiş döneminde ihtiyacı olan en temel şey, onu yıpratmadan destekleyecek doğal ve dengeli içeriklerdir. Doğanın sunduğu zengin kaynaklar, doğru formüle edildiklerinde vücudun kendi adaptasyon mekanizmasını harekete geçirmesinde mükemmel bir yardımcı rol üstlenir.​Yüzyıllardır geleneksel kadim tıp uygulamalarında yer alan ve günümüzde modern fitoterapi araştırmalarıyla değeri yeniden anlaşılan Mumiyo (Shilajit), içerdiği zengin fulvik asit, humik maddeler ve 80’den fazla minerülle öne çıkmaktadır. Hücresel düzeyde yenilenmeyi destekleyen, mineral eksikliklerini tamamlamaya yardımcı olan ve vücudun direnç kapasitesini artıran bu doğal kaynak, menopozal süreçte yaşanan enerji kaybı ve doku zayıflamasına karşı güçlü bir adaptatör görevi görür. ​Ginseng ve benzeri adaptojenik bitkilerle desteklenen %100 bitkisel formüller; hormonları sentetik müdahalelerle zorlamak yerine, vücudun kendi iç dengesini (homeostaz) kurmasına zemin hazırlar.​Yaşam Kalitenizi Ertelemeyin​Erken menopoz belirtileri bir kader ya da yaşam kalitesinden ödün verme sebebi olmak zorunda değildir. Doğru beslenme, aktif bir yaşam tarzı ve uzman rehberliğinde seçilmiş güvenilir fitoterapi destekleriyle;​Daha yüksek bir günlük enerjiye,​Sağlam bir kemik ve doku yapısına,​Hormonal dengesini korumuş, güçlü ve canlı bir beden yapısına ulaşmak mümkündür.​Unutmayın; doğanın gücü, doğru bilgi ve doğru yaklaşımla birleştiğinde sağlığınızın en güçlü müttefikidir. Sağlıklı, güçlü ve dengeli bir yaşam dileğiyle... ​Fitoterapist Uzmanları; Büşra Hoca & Mesut Hoca’nın KatkılarıylaSipariş ve Bilgi İçin: +90 538 894 01 73 Sağlıcakla Kalın,

MAKALE HABERLERİ

Tümünü Gör
Mimar koca sinan ve selimiye camisindeki “kadîm” baykuş
Makale

Mimar koca sinan ve selimiye camisindeki “kadîm” baykuş

  Özet: Bu çalışma, Türk mimarisinde Selimiye ve Mimar Sinan odaklı olarak özellikle taçkapı ve takkapı mukarnas kavsaralarında ortaya çıkan figüratif biçimlenmeler içerisinde baykuş figürünün varlığı, anlamı ve kültürel aidiyeti üzerine bir değerlendirme sunmaktadır. Mukarnasın yalnızca geometrik ve süslemeci bir unsur olarak değerlendirilmesinin ötesinde, belirli geometrik elemanların bilinçli biçimde bir araya getirilmesiyle insan ve hayvan silüetlerinin oluşturulabildiği; bu uygulamanın Mimar Sinan ve Osmanlı mimarisine özgü olmayıp erken Türk Tarihi deriliklerinden Anadolu Selçuklu mimarisine kadar uzanan bir geleneğin devamı olduğu ortaya konulmaktadır. Çalışmada, Niğde ve Kayseri çevresindeki Selçuklu dönemi eserlerinden başlayarak Erken Osmanlı ve klasik Osmanlı dönemine ait seçilmiş yapıların taçkapı mukarnasları kronolojik olarak incelenmiş; bu kompozisyonlarda son olarak özellikle alttan bakıldığında belirginleşen figüratif oluşumlar üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda, Edirne Üç Şerefeli Camii ile başlayan ve İstanbul, Tokat, Amasya, Edirne, Adana ve nihayet Mimar Sinan’ın Süleymaniye, Konya Selimiye, Edirne Selimiye ve Manisa Muradiye eserlerine uzanan örnekler karşılaştırılmıştır. Çalışmanın temel iddiası, söz konusu figüratif tekrarların yalnızca tesadüfi biçimsel benzerlikler olarak değerlendirilmesinin yeterli olmadığı; plan şemalarının, geometrik kurguların ve figüratif sonuçların yapılar arasında gösterdiği sürekliliğin bilinçli bir tasarım ve kültürel aktarım ihtimalini güçlendirdiğidir. Ayrıca baykuşun yalnızca Athena üzerinden Antik Yunan kültürüne ait bir sembol olarak açıklanmasının, figürün daha eski ve farklı kültürlerdeki sembolik karşılıklarını göz ardı eden sınırlı bir yaklaşım olduğu ileri sürülmekte; baykuşun Türk kültür ve düşünce dünyasındaki bilgi, bilgelik, kavrayış ve gözlemle ilişkili sembolik anlamları da dikkate alınmaktadır. Bu çerçevede çalışma, mukarnas kompozisyonlarında görülen baykuş figürünün tesadüf, figüratif tasarım ve kültürel süreklilik bağlamında yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır.   Türk Toplumlarının Doğaya Yaklaşımı ve SonuçlarıDoğada hayatta kalmanın yegâne şartı, doğayı gözlemleyip, doğaya uyum sağlamaktan geçmektedir. Bu kuralı çok iyi bilen Proto-Türkler her zaman tabiatı gözlemlemiş, doğadaki canlıların davranışlarını ve çevreleriyle kurdukları ilişkiyi dikkatle incelemişlerdir. Bu gözlemler, zamanla onların düşünce dünyasına, inançlarına, mimari ve sanat anlayışlarına yansımış; hayvanların özellikleri ve davranış biçimleri çeşitli semboller ve motifler aracılığıyla kültürel belleğin bir parçası hâline getirilmiştir.Evrende canlı veya cansız hiçbir varlığın sebepsiz ve işlevsiz yaratılmadığı; her bir varlığın evrenin bütünsel düzeni içerisinde kendine özgü bir görev üstlendiği ve bu görevi yerine getirirken yaratılışından kaynaklanan karakteristik özelliklerini sergilediği kabul edilmektedir.Doğada hayatta kalmanın temel koşullarından biri, doğayı gözlemlemek, onun işleyişini anlamak ve doğanın koşullarına bu sayede uyum sağlayabilmektir. Bu bağlamda yalnızca gözlemlemek değil, buradan sonuç çıkarabilmek, sonucu uygulamaya dönüştürebilmek ve edinilen bilgiyi kuşaktan kuşağa aktarabilmek de önem taşımaktadır. Türklerin tarihsel süreç içerisinde çevrelerindeki canlı ve cansız varlıkların doğayla kurduğu ilişkiyi dikkatle gözlemledikleri; doğal olayları, canlıları ve onların davranış biçimlerini inceleyerek doğaya ilişkin deneyimlerle çıkarımlar geliştirdikleri, bu birikimi ise yaşam biçimlerine, inanç sistemlerine ve kültürel üretimlerine yansıttıkları anlaşılmaktadır.Tüm bu gözlemler yalnızca doğadan yararlanma amacı taşımamış; aynı zamanda doğayla uyumlu ve dengeli bir yaşam anlayışının oluşmasına da katkıda bulunmuştur. Doğanın kendi içerisinde belirli bir düzen ve dengeye sahip olduğu düşüncesinden hareketle, toplumsal yaşamın da bir düzen ve dengeyi gözetmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bu bağlamda ortaya çıkan davranış ve yaşam kuralları, Türk kültüründe “töre” kavramıyla ilişkilendirilmiştir. Bahaeddin Ögel’in Türk kültürü ve düşüncesine ilişkin değerlendirmelerinde de töre, toplumsal düzeni sağlayan temel unsurlardan biri olarak ele alınmaktadır.Töre, yalnızca hukuki veya toplumsal kurallar bütünü olarak değil, aynı zamanda bireyin toplum ve çevresiyle kurduğu ilişkinin sınırlarını belirleyen bir düzen anlayışı olarak değerlendirilebilir. Adalet, merhamet, hiyerarşi, sevgi, saygı, bilgi, paylaşma, aile, ölçü ve denge gibi kavramlar bu düzen anlayışının farklı görünümlerini oluşturmuştur. Zaman içerisinde bu değerlerin ve kavramların her biri ayrı ayrı çeşitli işaret, sembol ve motifler aracılığıyla ifade edildiği; söz konusu sembolik anlatım biçimlerinin taş, metal, ahşap, dokuma, mimari, edebiyat ve diğer kültürel üretim alanlarında kullanılarak nesilden nesile aktarıldığı görülmektedir.Bu noktada tamga kavramı özel bir önem taşımaktadır. Tamgalar, belirli anlamları taşıyan işaretler olarak yalnızca bir aidiyet göstergesi değil, aynı zamanda kültürel belleğin aktarılmasını sağlayan görsel unsurlar olarak da değerlendirilmiştir. Başlangıçta kayalara ve taşlara kazınan imgeler, zaman içerisinde farklı sanat ve zanaat alanlarında yeniden yorumlanarak üretilmiş; böylece belirli düşünce ve değerlerin görsel bir anlatım aracına dönüşmüştür.Türk kültür ve sanatının tarih boyunca seyrine ait dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus ise süreklilik ve gelişim etkisi ile ortaya çıkan dönüşüm ilişkisidir. Türk sanatının farklı coğrafyalarda ve farklı tarihsel dönemlerde ortaya koyduğu ürünler arasında biçimsel farklılıklar bulunmakla birlikte, temel amaç, düşünce ve anlayışların dönemler arasında devamlılık gösterdiği açıkça görülmektedir. Coğrafya, iklim, kullanılan malzeme, ekonomik koşullar ve farklı kültürlerle kurulan ilişkiler bu sanatın biçimlenmesinde elbette farklı etkileri olmuş; ancak buna karşılık işlevsellikteki doğayla bütünleşme anlayışı, insan merkezli yaklaşımı, ölçekteki ahengi, eğitici ve öğretici yaklaşımları gibi bazı temel kural ve özellikler değişmeden varlığını sürdürmüştür.Bu nedenle Türk sanatının gelişimini Batı dünyasında olduğu gibi yalnızca birbirinden bağımsız dönemler veya biçimsel “Akımlar” üzerinden değerlendirmek yerine, “Branşlar” üzerinden ele almak daha gerçekçi ve açıklayıcı olacaktır. Sonuç olarak Tarih boyunca Türk toplulukları her dönem, kendisinden önceki birikimi bütünüyle terk etmek yerine, onu yeni coğrafi, sosyal ve kültürel şartlar içerisinde yeniden yorumlamış; böylece gelenek ile yenilik arasında süreklilik sağlayan kesintisiz bir kültürel aktarım ortaya çıkarmıştır. Dolayısı ile Türk Dünyasına ait günümüze ulaşmış bir eseri incelerken onun geçmişine uzanan ayak izlerini takip etmek zor olmasa gerek…    Doğayı Çıplak Gözle Okumak ve YorumlamakDoğayla iç içe yaşayan Türk topluluklarında, çevrede bulunan canlıların yaşam biçimleri ve davranışları önemli bir gözlem alanı oluşturmuştur. Ağaç, keçi, kartal, geyik, boğa, kurt ve benzeri canlıların fiziksel özellikleri kadar, onların doğa içerisindeki davranış biçimleri de dikkatle izlenmiştir. Bu gözlemler sonucunda elde edilen bilgiler, yalnızca günlük yaşamın pratik ihtiyaçlarında kullanılmamış; zaman içerisinde kültürel anlamlar kazanarak sözlü ve görsel anlatım biçimlerine de yansımıştır.Burada “doğayı okumak” olarak ifade edebileceğimiz süreç önem kazanmaktadır. Doğayı okumak, yalnızca bir canlıyı veya doğal olayı gözlemlemekten ibaret değildir. Gözlemlenen davranışın nedenlerini anlamaya çalışmak, bu davranıştan sonuç çıkarmak ve elde edilen bilgiyi insan yaşamındaki karşılıklarıyla ilişkilendirmek de bu sürecin bir parçasıdır.Nitekim bunu doğrular bir biçimde, Türk kültüründe doğadaki hayvanların özellikleri ile insan davranışlarını ilişkilendiren çok sayıda deyim ve benzetme bulunmaktadır. “Keçi gibi inatçı”, “Boğa gibi güçlü”, “Arslan yürekli”, “Maymun iştahlı”, “Şahin gözlü” gibi ifadeler, insanların doğada gözlemlediği belirli özellikleri insan davranışlarını tanımlamak amacıyla kullandığını göstermektedir. Böylece hayvanlara ilişkin gözlemler, yalnızca biyolojik veya pratik bir bilgi olmaktan çıkıp dilin ve kültürel belleğin bir parçası hâline gelmiştir.Bununla birlikte bazı özel hayvanların, diğer canlılardan ayrılan özellikleri nedeniyle toplumların düşünce dünyasında özel bir konuma yerleştirildiği görülmektedir. Güç, çeviklik, yüksekten görebilme, dayanıklılık, gece veya gündüz hareket edebilme, yön bulma ya da belirli çevresel koşullara uyum sağlayabilme gibi özellikler, çeşitli toplumlarda bu hayvanlara kutsal anlamlar yüklenerek sembolleşmesine zemin hazırlamıştır. Dolayısıyla bir hayvana atfedilen kutsallık veya özel anlamın, öncelikle o hayvanın doğadaki gözlemlenebilir özellikleriyle birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir.Bu bağlamda özellikle keçi (Resim.2) ve kartal (Resim.3), Türk kültür ve sanatında üzerinde en çok durulan hayvan figürleri arasında yer almaktadır. Turan Coğrafyasında başta Kaya resimleri olmak üzere farklı dönem ve bölgelere ait birçok kültür ve sanat eserlerinde bu hayvanlara ait betimlemelere oldukça sık rastlanmaktadır.  Hiç şüphesiz ki Kartalın yüksekten uçabilmesi ve geniş bir görüş alanına sahip olması, onu gökyüzü ve yükseklik kavramlarıyla ilişkilendiren sembolik yorumlara elverişli hâle getirmiştir. Keçinin ise özellikle dağlık ve sarp arazilerde hareket edebilmesi, yüksek ve ulaşılması güç bölgelere çıkabilmesi, onun dağ ve yükseklik kavramlarıyla ilişkilendirilmesinde etkili olmuştur. Her iki hayvanı diğer canlılardan ayıran ortak özellik ise oksijenin azaldığı irtifada nefes almakta zorlandığı noktada onların kolayca nefes alıp, yaşamlarını normal bir şekilde sürdürebilmeleri dikkat çekicidir1. (Resim.4)Bu durum Kartal ve Keçiyi muhtemelen Türk topluluklarının düşünce dünyasında gökyüzü ve yücelik kavramlarıyla ilişkilendirilen özel varlıklar hâline getirip bu hayvanlara Tanrı’ya en yakın duran canlılar vasfında “Kut”siyet atfedilmiş olmasını mümkün kılmaktadır. Özellikle Türklerdeki Dağ ve tepelerin Kutsiyet2 anlayışı göz önüne alınırsa, oluşturulan kompozisyonda Keçi ve Kartal figürünün kutsal bir objenin en tepesine oturtulmuş olması bu canlıları aynı zamanda ilahî âlemle ilişkilendirilen sembolik . varlıklara dönüştürülmüş olabileceği ihtimali kuvvetlidir. Nitekim söz konusu hayvanların bazı arkeolojik bulguların merkezinde veya tepe noktalarında konumlandırılmış[1] olmaları bu ilişkinin yalnızca estetik amaçlı bir tercih olmadığını ve konuya yaklaşım tarzımızın da doğruluğunu kuvvetlendiren en önemli göstergelerden biridir. (Resim.5-6)Dolayısıyla burada asıl üzerinde durulması gereken husus, bir betimlemenin yalnızca “neye benzemiş” olduğu değil, neden ve niçin benzetildiği meselesidir.Konumuz olan Selimiye Camii’ndeki stilize edilmiş baykuş betimli kompozisyonun açıklamalarını yaparken de aynı yöntem ile geçmiş ve günümüze ait ilişkili olduğu kültürler üzerinde kısaca durmakta fayda vardır. Böylece konunun kalıcı bir şekilde anlaşılması daha kolay olacaktır. [1] Söz konusu ilişkinin en dikkat çekici örneklerinden biri olan, Issık Kurganı’ndan çıkarılan ve “Altın Elbiseli Adam” olarak adlandırılan buluntunun başlığındaki keçi figürleridir. Konik başlığın sivri ve yükselen tepeliğindeki keçi figürü, araştırmacılar tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır. Halbuki bu tür buluntular, bozkır toplumlarının insan, hayvan, dağ ve gökyüzü arasındaki ilişkileri görsel bir dil içerisinde ifade etmiş olabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.  Baykuş’un Doğası ve Ona Bağlı Sembolizm Anlayışı Baykuş[1], tüm Turan coğrafyasında bilinen ve farklı Türk topluluklarında genellikle ügi, üki/ükü, baykuş, bāyğuş, beyguş, puhu ve yapalak gibi farklı adlarla anılan bir kuştur. Ayrıca Türk toplumlarında en çok izlenmeye alınan vahşi hayvan türlerinden biridir. Hatta “Bayat Boyunun Kuşu (Ögi/Baykuş)” olacak kadar[2], Türk kültür ve düşünce dünyasında kendine özgü bir sembolik anlam ve kimlik kazanmıştır. Baykuşun gece yaşamına uyum sağlaması, karanlıkta görebilmesi, sessiz uçuşu, başını geniş açıyla çevirebilmesi, avcılıkta sabır ve seçiciliği ile diğer kuşlardan ayrılan fiziksel özellikleri onu doğrudan gözleme dayalı sembolik okumalar açısından ayrıca incelenmeye değer bir canlı hâline getirmektedir [1] Baykuşlar (Strigiformes), büyük ve öne dönük gözleri sayesinde düşük ışık koşullarında gelişmiş görme yeteneğine sahip, özellikle alacakaranlık ve gece saatlerinde zararlı, kemirici hayvanları avlamakla geçinen, başlarında iki tepelik bulunan yırtıcı kuşlardır. Yüz çevresindeki tüylerden oluşan belirgin yüz diski, ses dalgalarını kulaklara yönlendirerek işitme yeteneklerini destekler; bazı türlerde kafatasındaki asimetrik kulak açıklıkları, sesin kaynağının yönünü ve yüksekliğini belirlemeye yardımcı olur. Kanat ve tüy yapıları ise uçuş sırasında oluşan sesi önemli ölçüde azaltarak avlarına fark edilmeden yaklaşmalarını sağlar. Ayrıca gözlerinin göz yuvalarında sınırlı hareket edebilmesine karşılık, boyunlarında çok sayıda omur bulunması başlarını 180 derecenin üzerinde, bazı türlerde yaklaşık 270 dereceye varan geniş bir açıyla çevirebilmelerine olanak tanır. Bu özelliklerin bütünü, baykuşun karanlıkta görme, sesin kaynağını hassas biçimde belirleme ve sessizce hareket ederek avlanma konusunda son derece özelleşmiş bir canlı olduğunu göstermektedir. https://www.allaboutbirds.org/guide/Great_Horned_Owl?utm_source=chatgpt.com[2] ÖGEL, Bahattin, “Türk Mitolojisi 1.Cilt”, 5. Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara , 2010, OĞUZ “DESTANLARI HAKKINDA NOTLAR” bölümü, S.357 Türk kültür tarihinde insan ile baykuş arasında, gözlem sonucunda ortaya çıkan ilişkinin benzetmeleri ve sembolik yansımaları, görsel objelerde (Resim.7-8-9) her ne kadar sınırlı sayıda karşımıza çıksa da, baykuşa yüklenen anlamlar; inanışlar, söylenceler, deyimler ve anlatılar aracılığıyla Türk folkloru ve edebiyatında oldukça geniş bir yer bulmuştur.6.  6       KAMAN GÜLAKAN, Sevda, “Baykuş Kelimesi ve Baykuşla İlgili İnançlar Üzerine”, Turkish Stu-dies, Türk Dili, Edebiyatı ve Tarihi Üzerine Uluslararası Süreli Yayın, Cilt 10/8 İlkbahar 2015, s. 1137-1154, DOI Numarası: http://dx.doi.org/10.7827/TurkishStudies.8008, ISSN: 1308-2140, ANKARA-TÜRKİYE,  ERCAN, Necla Gül, “Türk Halk Kültüründe Baykuş”, Artuklu Humanities, Yıl 2024-Sayı 16 / Year 2024-Issue 16,   KÖSE, Serkan, “Türk Kültüründe Baykuş”, Kültür Araştırmaları Dergisi, 2019, Cilt: 1, Sayı: 3, s. 288-301Bazı kadim Türk topluluklarında kamların, kuş ve özellikle baykuş/puhu kuşu ile ilişkilendirilen don[1] ve giysilere büründüklerine ilişkin veriler bulunmaktadır (Resim.10-11-12) Altay kamlarının kıyafet ve başlıklarında baykuş ve puhu kuşu tüylerinin kullanılması[2], hatta bazı kam giysilerinin bütünüyle kuş biçimini temsil edecek şekilde tasarlanmış olması, insan ile kuş arasındaki sembolik ilişkinin yalnızca bir benzetmeden ibaret olmadığını düşündürmektedir. Kam’ın ritüel sırasında bu giysiyi puhu kuşu temsil eden bir biçim olarak taşıması, onun doğa ile ruhani dünya arasındaki aracılık rolünün görsel bir ifadesi olarak da değerlendirilebilir.Yaratılış itibarı ile çok faydalı olan Baykuşa yüklenen anlamlar, zamanla farklı biçimlerde yorumlanabileceği ve bu anlamların dönemden döneme, toplumdan topluma değişebileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle herhangi bir baykuş figürüne yüklenen anlamın, yalnızca figürün kendisinden hareketle değil; ait olduğu tarihsel dönem, coğrafya, kültürel çevre ve eserin kullanım bağlam ve anlayış bütünlüğü içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Ana konumuz Selimiye Camiinde betimlenmiş Baykuş olduğundan, ilgili figürün de önemli bir devirde, önemli bir eserin önemli bir konumuna yerleştirilmesinden sebep, konu bu ilgili veriler çerçevesinde ele alınacaktır. Mukarnasın Ortaya Çıkışı ve Tarihsel GelişimiMukarnas[3] (Resim.13) veya çoğul hâliyle ‘mukarnasat’, kare plandan daireye ya da sütun başlıklarında görüldüğü üzere daire planından daha geniş bir kare plana geçişi sağlayan mimari bir geçiş elemanıdır. Zaman içerisinde kullanım alanı genişleyen mukarnas; sütun başlıklarında, kubbe kasnak ve yüzeylerinde, kemer kavsaralarında,                                                              mihrap nişlerinde, taç kapılarda vb. yapı ögelerinde, yalnızca geçişi sağlamak amacıyla değil, aynı zamanda estetik ve dekoratif bir unsur olarak da tercih edilmiştirMimari yapılarının üst örtülerinde kare plandan kubbeye geçişte başlangıçta Karahanlılarda (Resim.14) ve Gaznelilerde (Resim.15) Tromp[4] (Pandantif) denilen küçük tonozların (Resim.16) kullanıldığı görülmektedir. Asya’nın Uygur bölgesinden hareketle uygulamanın Türkler vasıtasıyla İran, Anadolu (Resim.17-18), Suriye ve Irak istikametine doğru yayıldığı kronolojik olarak incelenen eserlerin üzerlerinde kendini göstermektedir. Bu köşe geçişleri Selçuklular ve Anadolu Beylikleri döneminde önce  Türk Üçgeni[5] (Resim.19-20) olarak ortaya çıkmış daha sonra sırası ile yelpaze (Resim.21-22-23) şeklini almış, bir sonra arapça yedi (٧) ve sekiz (٨) görüntüsünden dolayı kubbe kasnağı boyunca “yedisekizler” de denilen “Türk üçgeni kuşağı”[6] (Resim.24) olarak kullanımına başlanmıştır. 14. ve 15. yüzyıl Osmanlı döneminde ise bu geçiş elemanlarının prizmatik üçgenlere (Resim.25-26) dönüştürülerek üst üste diziler hâlinde kullanıldığı ve bu yöntemle son derece gelişmiş kompozisyonlar elde edildiği bilinmektedir.Şekillenen Mukarnasın Kullanımı- Biçim ve Anlamı ÜzerineHayatını Mukarnas konusunda uzmanlığa adayan M.Fatin Uluengin, Mukarnas elemanlarını yapıldıkları dönemde Yaprak, Badem, Kazayağı ve Fitil olarak tanımlandığını ifade etmektedir[7]. Buna göre Mukarnas işçiliği ve sanatı, Türk plastik sanatları içerisinde öylesine benimsenmiş ve sistematik bir hâle getirilmiştir ki, bu sanatın ana unsurunun her parçasına kendine özgü isimler verilmiştir. Nitekim Doğan Hasol, ilgili eserindeki maddede, “Mukarnasın çeşitli bölümlerine asaba, pah, badem, peş, kanat, yırtmaç, diş, püskül (Resim.13) gibi adlar verilmiştir.” ifadelerini kullanmaktadır. Mukarnas şemaları kuruluş düzeni örneklerini kronolojik sıra ile incelerken Uluengin araştırmalarını daha da derinleştirerek onları;  Kaideli Kuruluş,Serbest Kuruluş,Sıradışı Kuruluş olarak üç ayrı sınıflamaya ayırmıştır. Bu mukarnasları incelerken, yalnızca bütün kompozisyonu oluşturan yapının değil, daha başlangıçta seçilerek[8] kullanılan tek bir mukarnasın dahi ne denli sistematik ve matematiksel verilere, bilgiye, tercihe ve beceriye dayandığını görmek mümkündür. Zaten Uluengin de mukarnasın anlamını ve çözümünü, esas itibarıyla bu temel anlayış ve yöntemde görmektedir. Burada belirtiği çok önemli bir detay vardır. Ona göre “sıradışılık” kaideli ve serbest kurallar dışında kalan, alışılmış düzende olmayan deneysel olarak tasarlanmış kuruluşlardır[9]. Bu tanımlamanın en can alıcı noktası şudur; örnek verilen bireysel sıradışılıkların ötesinde , yapım esnasında bilinçli olarak özellikle alışıla gelmiş geometrik formların bozularak mukarnasın oluşturduğu bütünlük sınırları dahilinde içinde insan ve hayvan silüetleri elde edilmesi ve bunun nerede ise gelenekselleştirilmesidir. Nitekim M. Fatin Uluengin, söz konusu eserinde bu konuya Niğde Alâeddin Camii’nin (H. 620 / M. 1223-24) Taç kapı mukarnaslarını ele alırken dikkat çeker[10]. Yedikollu yıldız ile başlayan bu mukarnas kompozisyonunun en önemli özelliğinin, uzaktan bakıldığında bir kadın başı figürünü (Resim.27) yansıtması olduğunu belirtir.4.             Mukarnas İle Baykuş Figürünün Buluşması Öncesi ve Sinan Bin AbdülmennanElbette, işçilik ve ustalık seviyesinde belli bir aşamaya ulaşan sanatkârların, kendilerinden önceki sanatçılardan farklılaşma arayışı; eserlerine yenilikler katma ve onlara yeni anlamlar yükleme isteğini de beraberinde getirecektir. Bu gelişim ve dönüşüm, sanatçının içinde bulunduğu coğrafya, aldığı eğitim, sahip olduğu kültürel birikim ve mensup olduğu sanat anlayışı çerçevesinde şekillenecek; böylece aynı geleneğin içerisinde geçmişine bağlı farklı yorumların, yeni biçimlerin ve özgün anlamların ortaya çıkmasına imkân sağlayacaktır. Özellikle tarihsel süreklilik içerisinde gelişen Türk sanatlarında, geçmişten devralınan biçim,  teknik ve estetik anlayışların korunarak yeni yorumlarla yeniden üretilmesi bu sürecin en belirgin bir özelliğidir.Mukarnas ustalarının, kendi dönemlerinde inşa edilen Han, Hamam, Medrese, Şifahane, Cami, Türbe vb.. kamu yapılarının taç kapılarını süsleyen mukarnas dizilerinin bütününden belirli bir figür veya silüet oluşturma fikri ve uygulaması, Mimar Sinan’a ya da Osmanlı mimarisine özgü değildir. Bu anlayış ve uygulamanın, Osmanlı mimarisinden çok daha önce, Selçuklu mimarisinin çeşitli örneklerinde de kullanıldığı, mukarnaslı taç kapı kavsaraları içinde İnsan ve hayvan figür silüetleri görülmektedir.Bu konuda Mustafa Kemal Şahin’in sadece Niğde ve Kayseri bölgesi Selçuklulara ait 12 eserde yapmış olduğu ayrıntılı araştırması17, M. Fatin Uluengin’in Mukarnas konusu “Sıradışı Kuruluş” maddesindeki tespitini doğrular biçimdedir. Onun tespitlerine göre bu bölgedeki on iki Selçuklu dönemi eserinin Taç kapı mukarnasları bünyesinde; 10 tanesinde erkek başı silüeti18, 1 tanesinde kadın başı silüeti[11], 1 tanesinde Arslan başı silüeti[12] vardır. Ve bunlar içindeki üç ayrı eserde, erkek başı silüetlerinin altında yer alan ikisi Baykuş tarifine uygun üç ayrı kuş silüeti[13] yapılmıştır. Şimdi, Mimar Sinan’ın memleketi olan Kayseri ve çevresinde, gençliğini geçirdiği göz önüne getirilirse, Selçuklu mirasının izlerini taşıyan böyle bir ortamda, bütün bu ayrıntıların onun gözünden kaçmış olması mümkün müdür?[14]5.             Mukarnas ile Baykuş Figürünün Buluşması ve Mimar Koca SinanYapıldıkları dönemin şaheserleri arasında yer alan yapıların taç/tak kapı mukarnas  kavsaraları içerisine gizlenen ve ancak alttan bakıldığında bariz bir şekilde fark edilebilen bu yeni baykuş figürü, geçmişten devralınan bir kültürel geleneğin devamı olarak, ilk kez Erken Osmanlı dönemine ait Edirne Üç Şerefeli Camii’nde karşımıza çıkmaktadır. Yeni figüratif anlayış, bugünkü Türkiye coğrafyası sınırları içerisinde, belirli bir dönem boyunca farklı yapılarda art arda tekrarlanmıştır. Burada bulup kronolojik olarak incelediğimiz 12 eserin ilk sekiz tanesi Mimar koca Sinan’dan önce yapılmıştır. Bunlar;Edirne Üç Şerefeli (Yeni /Burmalı) Cami, Harim Taç Kapısı (845/1447) (Resim.28), Mimar Müslihiddin.İstanbul Fatih Cami, Harim Taç Kapısı (866/1463) (Resim.29,) İlk Fatih Camii ve Külliyesi’nin mimarı Atik Sinan (Eski Sinan) olarak kabul edilir. ŞAHİN, Mustafa Kemal, “Afşin Eshab-ı Kehf Rıbatı ile Niğde Alaeddin Camisi Taçkapıları Üzerine Bazı Yorumlamalar”, History Studies: International Journal of History, C. 10, S. 6, Eylül 2018, s. 143-174, DOI: 10.9737/hist.2018.641.  ŞAHİN, Mustafa Kemal, “Anadolu’da Selçuklu Döneminde Niğde ve Kayseri Çevresinde Bulunan Taçkapılar Üzerine Bazı Düşünceler”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi / The Journal of International Social Research, C. 6, S. 25, 2013, s. 473-498.Niğde Hüdâvend Hatun Kümbeti (712/1312-13), Kayseri Çifte Medrese (602/12056), Kayseri Küllük (Gülük/Külük) Camii (XII. asrın ilk yarısı), Kayseri Tuzhisarı Sultan Hanı (1230-36), Kayseri Çifte Kümbet (Melik Adile Kümbeti) (645/1247-48), Kayseri Hacı Kılıç Camisi ve Medresesi (647/ 1249-50), Kayseri Sahabiye (Sahibiye) Medresesi (666/1267-68), Kayseri Döner (Şah Cihan) Künbeti (XIII. asır sonu), Kayseri Ali Cafer Kümbeti (XIVç asrı 2. Çeyreği), Kayseri Alaca Kümbeti (XIII: veya XIV. Asır)Tokat Hatuniye Cami, Harim Taç Kapısı (889/1484) (Resim.30), mimarı kesin olarak bilinmemektedirAmasya Sultan II. Beyazıt Cami, Harim Taç Kapısı (Resim.31), (891/1486), mimarı kesin olarak bilinmemektedir.Edirne Sultan II. Beyazıt Cami,Harim Taç Kapısı (892/1487) (Resim.32), Mimar Hayreddin.Adana Yağ Camii, Avlu Tak Kapısı (907/1501) (Resim.33), mimarı kesin olarak bilinmemektedir.İstanbul Sultan II. Beyazıt Cami, Avlu Batı Tak kapısı (911/1506) (Resim.34a-34b), Mimar Yakup b. Şah.İstanbul, Fatih, Yavuz Sultan Selim Cami, Harim Taç Kapısı (934/1528) (Resim.35), Mimar Ali. Kendisi burada listeye almadığımız çıraklık eserim dediği Şehzade Cami avlu tak kapısında (Resim.36a-36b) başarılı saymayacağımız bir denemede bulunduktan sonra kendi dönemimde Sırası ile;   İstanbul Süleymaniye Cami, Harim Taç kapısı (964/1557) (Resim.37), Mimar Koca Sinan.Konya Sultan Selim (Selimiye) Cami, Harim Taç Kapısı (972/1567) (Resim.38), Mimar Koca Sinan.Edirne Sultan Selim (Selimiye) Cami, Harim Taç Kapısı (983/1575) (Resim.39), Mimar Koca Sinan, bu zirve eserinin taç kapısında kullandığı baykuş figürünü elde etmek amacıyla, kendisinden önce inşa edilmiş olan İstanbul II. Bayezid Camii’nin avlu batı taç kapısının plan şemasından yararlanması dikkat çekicidir[15]. Ancak Sinan’ın burada yaptığı önemli bir değişiklik vardır: 2,45 m’lik açıklığa sahip mevcut plan şemasını, Selimiye’nin 3,75 m’lik taçkapı açıklığına uyarlayarak yaklaşık bir buçuk kat büyütmüş ve böylece aynı geometrik kurguyu daha büyük ölçekte yeniden uygulamıştır.İncelediğimiz son eser Manisa Muradiye Cami, Harim Taç Kapısı (994/1585) (Resim.40), Manisa Muradiye Camii, kendisi tarafından planlanmış; yapımına Mimar Mahmud Ağa tarafından başlanmış ve onun vefatı üzerine Mimar Mehmed Ağa tarafından tamamlanmıştır. Ve buradaki Baykuş Figürü plan şeması da İstanbul Süleymaniye Camii taç kapısının plan şemasının bir tekrarıdır[16].Bu figüratif anlayışın kısa aralıklarla ve farklı yapılarda art arda tekrarlanması, bunun yalnızca bir tesadüf olarak değerlendirilmesini güçleştirmektedir. Üstelik son olarak uygulanan ve sadece alt platformdan  hissedilen bu figürün, bizim bugün fark edebildiğimiz ölçüde, onu tasarlayan ve yaptıranların gözünden kaçmış olması da pek mümkün görünmemektedir. Figüratif uygulamaların kubbe geçişleri, kemer, tonoz kavsaraları ve benzeri mimari unsurlarda da kullanıldığı dikkate alındığında, özellikle yapıların ana girişlerini vurgulayan taç kapı mukarnaslarında tercih edilmiş olmaları ayrıca üzerinde durulması gereken bir husustur. Bu tercih, söz konusu figüre diğer kullanım alanlarından farklı bir anlam ve statü kazandırılmış olabileceğini düşündürmektedir.Bu noktada Mimar Sinan örneği ayrıca önem kazanmaktadır. Sinan’ın, kendisinden önce oluşmuş ve gelişmiş bir mimari geleneği Süleymaniye’de yeniden yorumlaması, ardından bu birikimi Selimiye’de daha ileri bir ustalık düzeyine taşıması, onun kendisinden önceki uygulamalara ve mimari repertuvara ne ölçüde hâkim olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, geçmişten gelen bu figüratif motifin Sinan’ın eserlerinde de kullanılmış olması, söz konusu uygulamanın tesadüfi bir benzerlikten ziyade, bilinçli bir tasarım ve aktarım geleneğinin parçası olabileceği ihtimalini çok güçlendirmektedir.Araştırmalarımda Dikkatimi Çeken Küçük Bir Baykuş Detayı: Kültürel Aidiyet Üzerine Bir Sorgulama[17]Bazen küçük bir ayrıntı, büyük kabulleri yeniden düşünmemize vesile olabilir. Baykuş figürünün yalnızca mitolojik çağrışımlardan hareketle belirli bir kültüre mal edilmesi yerine, bu motifin tarihsel sürek- liliği, farklı coğrafyalardaki kullanımları ve kültürel hafızadaki karşılığı birlikte değerlendirilmelidir.İncelediğimiz bazı akademik yazı ve makalelerde, baykuş figüründen hareketle bu kültürel anlayışın Athena üzerinden kesin bir biçimde Antik Yunan kültürüne atfedildiği görülmektedir [18]. Bir başka makalede ise, “Yunan mitolojisinde baykuşun Athena’nın atribüsü[19] olması nedeniyle Atina sikkeleri üzerinde yer aldığı” [20] (Resim.41) ifade edilmektedir. Ancak yazının genel yaklaşımı, baykuş figürünün daha önceki kültürlerdeki varlığı ve sembolik anlamları üzerinde yeterince durmaksızın, bu figürü doğrudan Antik Yunan kültürünün bir unsuru olarak kabul etmektedir. Dahası, baykuşun Yunan kültüründeki sembolik anlamının ne olduğu konusunda da bu aidiyeti destekleyecek kapsamlı ve ikna edici bir açıklamaya yer verilmemektedir. Buna karşılık başka bir makalede Baykuş figürünün MÖ V. Asırda tek başına   bir tanrıçayı (Athena) temsil eder şekilde birden ortaya çıktığını ve ona “Athena’nın baykuşu” olarak anıldığını belirtmektedir. Devamında ise Baykuş’un Türklerde olduğu gibi bilgi, bilgelik ve kavrayışın sembolü olduğunu söylemektedir. Semra Bayraktar’ın yaptığı tafsilatlı araştırmalara göre, öncelikle İskitlerin uzantısı olan Pelasgların MÖ 2000’li yıllarda Ege havzasına indiğini bilmek gerekir. MÖ XV. asırdan sonra Mora Yarımadası’na gidenlerin kimliklerini kaybetmesine karşılık, Batı Anadolu’da kalanlar “Eke, Tur, Pirim, Türker, Batı, Manas, Ata, Ece, Ene, Sarp, Doruk, Buka, Korkut ve Toktamış” gibi Türkçe kişi isimlerini muhafaza edecek derecede kimliklerini ve kültürlerini korumuşlardır[21]. Buna göre Bayraktar baykuş sembolü ile ilişkilendirilen Athena ve baykuşun atribüsü hakkında şunları söylemektedir; “Evet ilgili objeler Grek eseri (Resim.42). Athene Atinalılar tarafından tanrıçaları olarak kabul gördükten sonra simgelerinden biri olan Baykuş’u kullanmışlardı. Ancak şunu unutmamalıyız. Athene’nin vatanı Turova (Truva) idi ve oradan ahşap heykeli Oduseus tarafından çalınmıştı... Athene’nin kendi ve adı Grekçe olmadığına göre ve de bana göre Ak Ene olduğuna göre, baykuş simgesinin de Turova’da varlığını (RESİM) göz ardı edemeyiz. Çünkü AK ENE BİLGE idi”SonuçEdirne Selimiye Camii’nin harim girişini sağlayan taç kapı, mevcut diğer kapılardan gerek boyutları gerekse malzeme ve bezeme zenginliği bakımından belirgin biçimde ayrılmaktadır. Büyük bir emek ve ustalıkla, bütünüyle mermer malzeme kullanılarak oluşturulan bu kompozisyon, yalnızca ca- minin harim girişini mimari açıdan güçlü bir biçimde vurgulamakla kalmamış; taç kapı üzerinde yer alan ve tarafımızca ‘bilge figürü’ olarak yorumlanan betimleme aracılığıyla ona aynı zamanda “BİLGELİK KAPISI” anlamını kazandırmıştır.Şu hâlde, Selimiye Camisi’nin cümle (taç) kapısında oluşturulan büyük kompozisyona bir göz atarsak;Harime geçişi sağlayan, altın oran nispetinde insanı ezmeyen, ancak geleneksel kapı ölçülerine kıyasla daha geniş bir kapı boşluğu,Kapı boşluğunun tabanında, geleneksel mimari anlayışımızın olmazsa olmazlarından olan kapı eşiği,Kapı boşluğunu örten “Kapu Perdesi”[1]nin insan boyundan biraz daha aşağıda kıvrılarak askıya alınmasıyla oluşan ve geçiş sırasında eğilmeyi gerektiren mesafe,Ve bütün bunların üzerinden geçerken sizi izleyen bir çift “bilge göz”ün varlığı karşımıza çıkmaktadır.Şimdi, bu maddelerde ortaya koyduğumuz anahtar kavramları (kapı = geçiş / perde = eğilme / eşik = aşama / baykuş gözü = bilgelik) bir araya getirerek, bunların bir sanat eserindeki kompozisyon içerisinde nasıl karşılık bulduğunu birlikte okuyalım; “Artık bize düşen, bizi izleyen bu bir çift Bilge Göz önünden geçip, kapu Perdesinin izin verdiği mesafede saygıyla eğilerek, Bilgelik kapısındaki eşiği atlayıp maksada vâsıl olmaktır”. Herhalde burada maksattan da hasıl, Mimar Koca Sinan’ın Tezkiret’ül Ebniye’de dediği gibi; “Umulan odur ki zamanın geçip gitmesiyle, devran değişip bir halden bir hale geçtiğinde, eserlerime nazar eden gönlü huzurlu dostlara ciddi çabam malum olduğunda insaf ile nazar edip hayır duasıyla yâd edeler. Şanı yüce olan Allah’ın nasip etmesiyle.[22]”    Kaynakça• • • • • • • ÖGEL, Bahattin, “Türk Mitolojisi 1.Cilt”, 5. Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara , 2010, ÖGEL, Bahattin, “Türk Mitolojisi 2.Cilt”, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara , 1995,KAMAN GÜLAKAN, Sevda, “Baykuş Kelimesi ve Baykuşla İlgili İnançlar Üzerine”, Turkish Studies, Türk Dili, Edebiyatı ve Tarihi Üzerine Uluslararası Süreli Yayın, Cilt 10/8 İlkbahar 2015, s. 1137-1154, DOI Numarası: http://dx. doi.org/10.7827/TurkishStudies.8008, ISSN: 1308-2140, ANKARA-TÜRKİYE,KIZILDAĞ, Görkem, “Bir Efsanenin Sonu: Mimar Sinan Yapıtlarına Baykuş Figürü mü Gizlemişti?”,       https://onedio.com/haber/ bir-efsanenin-sonu-mimar-sinan-yapitlarina-baykus-figuru-mu-gizlemisti-1053706 ESİN, Emel, “Türk Sanatında Ikonografik Motifler”, Kabalcı Yayınevi, 1. Baskı, İstanbul, Şubat 2004,ESİN, Emel, “Türk Kozmolojisine Giriş”, Kabalcı Yayınevi, 1. Baskı, İstanbul, Kasım 2001,KAYA GÜLER, Bahar, “Mitolojide Baykuş Sembolü ve İlişkili Tanrıça Figürlerinin Resim Sanatındaki İfadeleri”, İlahiyat: akademik araştırmalar yıllığı Sayı / No: 5, Aralık / December 2022 Araştırma Makalesi / Article: 51-70,• • • • • • • • • ERCAN, Necla Gül, “Türk Halk Kültüründe Baykuş”, Artuklu Humanities, Yıl 2024-Sayı 16 / Year 2024-Issue 16,KÖSE, Serkan, “Türk Kültüründe Baykuş”, Kültür Araştırmaları Dergisi, 2019, Cilt: 1, Sayı: 3, s. 288-301,SEVER, Mustafa, “Türk Mitolojisinde Kuş-lar”, Milli Folklör, Yıl:11, Sayı:42, Sayfa 83-88,ŞAHİN, Mustafa, “Türk ve Yunan Kültürün-de Baykuş”, Şehrengiz Dergisi, Yıl:13, Sayı 135, Sayfa 7-11, Bursa, Mayıs-Haziran 2022,KARAKURT, Deniz, “Türk Mitoloji Ansiklopedisi, Açıklamalı – Resimli, Türk Söylence Sözlüğü”, ISBN 978-605-5618-03-2, E- Kitap Tanıtım ve Dağıtım Grubu, Birinci Baskı Ağustos,  2011 / TÜRKİYE,DİLEK, İbrahim, “TÜRK MİTOLOJİ SÖZLÜĞÜ”, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 2021. ULUENGİN, M.Fatin “MUKARNAS”, İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul 2018,Seçkin ERDİ, YURTESER Serap Tuğba, Kâşgarlı Mahmûd, “DİVANU LUGÂTİ’T-TÜRK”, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2005ATALAY, Besim, Kâşgarlı Mahmûd, “ DİVANU LUGÂTİ’T-TÜRK 1,2 ve 3. Ciltler,”, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1985, Sizce artık Edirne Selimiye Camii Taç Kapısı’ndaki Baykuş Figürü’nün orada bulunması mı tesadüf, yoksa orada bulunmaması mı?  ATALAY, Besim, Kâşgarlı Mahmûd, “Divan-i Luqat-i it-Türk Dizini”, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1985,ERCİLASUN, Ahmet Bican, Kâşgarlı Mahmûd, “DİVANU LUGÂTİ’T-TÜRK”, Türk Dil Kurumu, Ankara 2020,TUNCEL, Muzaffer, Yusuf Has Hacip – “KUTADGU BİLİG”, T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığı, Gençlik spor yayınları,Ankara 2019,ÇİFTCİ, Pınar, “ Kanatların Ötesinde: Tavus, Karga, Baykuş ve Bülbülün Türk İslam Edebiyatı ve Kültürel Anlatılardaki Simgesel İzleri”, GAB Akademi, 5(1), 114-125. Araştırma Makalesi, Doktora Öğrencisi, Sakarya Üniversitesi , Sakarya/Türkiye, ORCID: 0000-00023648-5607, GAB Akademi, gab.org.trERKMAN, Dr. Oğr. Uyesi Halil Sencer “Selçuklu’dan Osmanlı’ya Anadolu Türk Mimarisinde Mukarnas Örtülü Taç Kapı İmgesinin Kuruluşu”, Biçim ve Anlam İlişkisi Üzerine Bir Deneme, Düşünen Şehir, Sayı.9, Haziran 2019, S.80-87BAYRAKTAR, Semra. “TUROVA VE SAKA TÜRKLERİ”, Altınordu Yayınları, 1.Baskı -Kasım 2023, AnkaraMUKASOV, Murat (haz.), Klasik Araştırmalar ve Metinler: Jakşılık Sarıkov, Akademisyen Abdıldajan Akmataliyev’in genel editörlüğünde, Bişkek: Print-Express, 2018, 604 s.HASOL,Doğan,”           Ansiklopedik      Mimarlık Sözlüğü”, YEM yayınları, 20.Baskı, İstanbul, Eylül 2022AKTUĞ KOLAY, İlknur, “Batı Anadolu 14.Yüzyıl Beylikler Mimarisinde Yapım Teknikleri”, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı, Ankara 2017ÜSTÜN, Ayşe, “ARŞİV VESİKALARINA GÖRE BAYEZID CAMİİ VE KÜLLİYESİNDE BULUNAN EŞYALAR” Türk Dünyası incelemeleri Dergisi Sayı I, İzmir 1996. ss. 123-147 [1] Dona bürünmek; [2] Sadettin Buluç, “Şaman”, İslâm Ansiklopedisi, c. XI, İstanbul, Millî Eğitim Basımevi, 1979, s. 318–320. Buluç, Altay ve Sayan çevresindeki Şaman giysilerinin bazı örneklerde bütünüyle kuş biçimini yansıttığını; özellikle puhu kuşu tüylerinin cübbe ve başlıklarda kullanıldığını belirtmektedir. Altay kamının söz konusu giysiyi kuş biçiminde düzenlenmiş olarak giydiğinde “puhu kuşu şekline girmiş olduğu” sonucuna ulaşır. Ayrıca Harva’nın değerlendirmesine dayanarak Altay ve Sayan bölgesinde Şamanın puhu kuşu kılığına girmesinin, bu kuşun kötü ruhları ürküttüğüne ilişkin inançla bağlantılı olduğunu aktarır.[3] Mukarnas: (Osm.) Düşey bir yüzeyden, üzerinde bulunan daha taşkın bir yüzeye geçmek ve ona bindirmelik görevi yapmak için taş ya da tuğladan küçük prizmalar şeklinde, birbiri üzerine oturan bindirmelere verilen ad, karnas, stalaktit. Sinan çağında bunlara tekil olarak mukarnas, öykü çoğul olarak da mukarnesat denirdi. Mukarnasın çeşitli bölümlerine asaba, pah, badem, peş, kanat, yırtmaç, diş, püskül gibi adlar verilmiştir.       HASOL,Doğan,” Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü”, YEM yayınları, 20.Baskı, İstanbul, Eylül 2022, S.333-334[4] Tromp: (Fr.) Bir bina köşesine bindirmeli olarak öğleden Tunus parçası; kara planlı kubbeli bir yapının duvarları arasındaki köşelerin üst bölümüne yapılan ve binanın üstünü 8 kenarında bir şekil haline koyarak kubbenin oturmasına elverişli bir Kaide meydana getirmek üzerine köşelerine örülen konu tonoz, tonozbingi, köşe tonozu. Trompu ilk kez Sasaniler kullanmışlardır. Bkz. Bingi, pandandif. A.g.e. S.474 ve 356[5] Türk Üçgeni: Türk mimarlığında duvarla kubbe arasında bir geçi örgesi olarak kullanılmış üçgen. Bu üçgenlerden meydana gelen kuşak, kubbeye yumuşak bir geçiş sağlar. Türküçgenlerinin basit uygulamaları Uygur kubbelerinde görülse de olgunlaşması Selçuklular dönemine rastlar. A.g.e. S.486[6] AKTUĞ KOLAY, İlknur, “Batı Anadolu 14.Yüzyıl Beylikler Mimarisinde Yapım Teknikleri”, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı, Ankara 2017, S.54-74.[7] ULUENGİN, M.Fatin “MUKARNAS”, İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul 2018, S.35[8] Taç Kapı Mukarnas kuruluşunda başlangıç noktası olan orta sıralarda sarkan 5,6,7,8,9 (Selimiye Camii) köşeli yıldızların belli sayılarda yukarı ve aşağı giden kolları ile oluşan bir çeşitlilik içinde, bilinçli tercihle ortaya çıkarılmış kompozisyonlar söz konusu. A.g.e. S. 53-55[9] A.g.e. S.51[10] ULUENGİN, M.Fatin “MUKARNAS”, İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul 2018, S.52[11] Niğde Alaeddin (Zeynettin Beşarebey) Camii (620/ 1123-24)[12] Kayseri Mahperi (Huand – Hunat – Hunt – Hundî) Hatun Camii (635/ 1237-38)[13] Niğde Hüdâvend Hatun Kümbeti (712/1312-13), Kayseri Çifte Kümbet (Melik Adile Kümbeti) (645/1247-48), Kayseri Hacı Kılıç Camisi ve Medresesi (647/ 1249-50).[14] Ve şimdi asıl soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Bütün bu veriler ve örnekler karşısında, Mimar Sinan eserlerindeki mukarnas kompozisyonlarında figüratif okumaların mümkün olmadığını ileri süren ve bu görüşünü “safsata” olarak nitelendiren yaklaşım ne ölçüde bilimsel verilerle desteklenmektedir? Nitekim söz konusu iddianın kaynağı olarak gösterilen Seda Özen Bilgili’nin değerlendirmeleri ile Görkem Kızıldağ’ın bunları esas alarak kaleme aldığı yazı birlikte değerlendirildiğinde, tartışmanın artık yalnızca bir “baykuş figürü var mı, yok mu?” meselesi olmaktan çıktığı görülmektedir. Burada asıl mesele, bir sanat eserinde görülen biçimsel benzerliğin hangi yöntem ve bilimsel ölçütlerle “tesadüf”, “figür” veya “safsata” olarak nitelendirilebileceğidir. Rahmetli Uğur Mumcu’nun sözüyle ifade edecek olursak: “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz.”[15] ULUENGİN, M.Fatin “MUKARNAS”, İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul 2018, S.146[16] A.g.e. S.146[17] Not. Yunan’a kaptıracak ne Sinan’ımız vardır ne Baykuş’umuz. Onlar bizim Vatanımızın Selimiye Camisi ile çizilmiş kırmızı Serhat çizgileridir. M.A.E.[18] “Antik Yunan’da Athena’nin kutsal kuşu olarak zekâ ve stratejiyi, ağırbaşlılığıyla da Zeus’u temsil etmektedir.” ÇİFTCİ, Pınar, “Kanatların Ötesinde: Tavus, Karga, Baykuş ve Bülbülün Türk İslam Edebiyatı ve Kültürel Anlatılardaki Simgesel İzleri”, GAB Akademi, 5(1), S.120.[19] Antribü: sanat tarihinde ve mitolojide bir heykel ya da resimdeki figürün (tanrı, tanrıça, aziz veya kahraman) kime ait olduğunu anlamayı sağlayan ayırt edici simge, nesne, giysi veya aksesuardır. Latince “bağlı, atfedilmiş” anlamından gelir.[20] KAYA GÜLER, Bahar, “Mitolojide Baykuş Sembolü ve İlişkili Tanrıça Figürlerinin Resim Sanatındaki İfadeleri”, İlahiyat: akademik araştırmalar yıllığı Sayı / No: 5, Aralık / December 2022 Araştırma Makalesi / S.54[21] BAYRAKTAR, Semra. “TUROVA VE SAKA TÜRKLERİ”, Altınordu Yayınları, 1.Baskı -Kasım 2023, Ankara, S.32[22] REFİK, Ahmed, Mimar Sinan: Hayatı – Eserleri – Tezkiretü’l-Ebniye – Mimar Sinan’a Dair Hazine-i Evrak Vesikaları, haz. Mustafa Kirenci, İstanbul, Büyüyenay Yayınları, 2021. 

Doğanın iki farklı bitkisi
Makale

Doğanın iki farklı bitkisi

Doğanın İki Sessiz Şifacısı: Andız Otu ve Yapışkan Otu Sevgili okurlarım, Fitoterapiyle ilgilenen biri olarak yıllardır şuna inanıyorum: Doğa bize çok değerli bitkiler sunuyor; fakat önemli olan yalnızca bitkinin adını bilmek değil, hangi bitkiyi, hangi amaçla, hangi miktarda ve nasıl kullanacağımızı bilmektir.Bugün sizlerle halk arasında zaman zaman birbirine karıştırılan iki bitkiden söz etmek istiyorum:Andız otu ve yapışkan otu.İsimleri farklı yörelerde değişebildiği için öncelikle bitkinin doğru teşhis edilmesi çok önemlidir. Andız otu denildiğinde burada Inula helenium, yapışkan otu denildiğinde ise Galium aparine türünü kastediyorum. 🌿 Andız otu nedir?Andız otu (Inula helenium), özellikle kökü kullanılan, geleneksel bitkisel uygulamalarda uzun zamandır yer alan bir bitkidir.Kökünde inülin ve çeşitli seskiterpen laktonlar gibi bitkisel bileşenler bulunur. Geleneksel kullanımda özellikle:- Solunum yollarındaki balgamlı şikâyetlerde destek amacıyla,- Öksürük ve boğaz rahatlığı için,- Sindirim sistemini desteklemek amacıyla,- İştah ve hazımsızlıkla ilgili bazı geleneksel uygulamalardayer aldığı bilinmektedir.Ancak burada önemli bir ayrım yapmak istiyorum:Geleneksel kullanım, klinik olarak kesin kanıtlanmış tedavi anlamına gelmez.Günümüzde andız otu üzerine yapılan çalışmaların önemli bir bölümü laboratuvar ve deneysel çalışmalardan oluşuyor. İnsanlarda hastalıkları tedavi ettiğini kesin olarak gösterecek güçlü klinik kanıtlar sınırlı. Andız otu nasıl kullanılır?Geleneksel kullanımda en çok kökünden hazırlanan çay/dekoksiyon şeklinde karşımıza çıkar.Kök sert olduğu için yaprak çayı gibi yalnızca üzerine kaynar su döküp birkaç dakika bekletmek yerine, bitkinin hazırlanış şekline dikkat edilmesi gerekir.Benim yaklaşımım ise özellikle ilk kez kullanacak kişilerde yüksek miktarlardan ve uzun süreli kullanımdan kaçınmak, güvenilir kaynaktan temin edilmiş doğru teşhis edilmiş bitki kullanmak ve kronik hastalığı veya düzenli ilaç kullanımı olan kişilerin sağlık profesyoneline danışmasıdır.Çünkü “bitkidir, zararı olmaz” düşüncesi doğru değildir.Özellikle Asteraceae/Compositae ailesindeki bitkilere alerjisi olan kişilerde andız otu dikkat gerektirebilir. Andız otunda bulunan bazı seskiterpen laktonların hassas kişilerde alerjik reaksiyonlarla ilişkilendirildiğine dair yayınlar bulunmaktadır.---🌿 Gelelim yapışkan otuna…Yapışkan otu denildiğinde burada Galium aparine türünden bahsediyorum.Hepimiz çocukluğumuzda veya doğada yürürken kıyafetlerimize yapışan, küçük kancaları sayesinde üzerimize tutunan bu otu görmüş olabiliriz.İşte bu özelliği nedeniyle halk arasında “yapışkan otu” adı oldukça anlamlıdır.Geleneksel bitkisel kullanımlarda yapışkan otu daha çok:- İdrar söktürücü destek,- Vücuttaki sıvı dengesine destek,- Cilt sağlığına yönelik geleneksel uygulamalar,- Lenfatik sistemle ilgili geleneksel kullanımlarile anılır. Fakat burada da önemli bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum:“Lenfleri temizler, toksinleri söker atar” gibi kesin ifadeler bilimsel olarak kanıtlanmış tedavi iddiaları değildir.Yapışkan otuyla ilgili modern insan çalışmaları sınırlı olduğundan, bu bitkiyi daha doğru şekilde geleneksel kullanım alanları ve potansiyel destekleyici özellikleri çerçevesinde değerlendirmek gerekir.Yapışkan otu nasıl kullanılır?Geleneksel olarak bitkinin toprak üstü kısımlarından demleme şeklinde çay hazırlanabilir.Ancak bitkinin doğru teşhisi burada da çok önemlidir.Ben doğadan rastgele toplanan her bitkinin kullanılmasını kesinlikle doğru bulmuyorum.Çünkü ben fitoterapide her zaman şu cümleyi önemsiyorum:“Doğal olan değerlidir; fakat bilinçli kullanılan doğal olan değerlidir.”Bitkinin türü, toplandığı bölge, kurutulma şekli, saklanması ve hazırlanması kullanımın güvenliği açısından önem taşır.---🌿 Andız otu mu, yapışkan otu mu?İkisini aynı kefeye koymamak gerekir.Andız otu:Daha çok kökü kullanılan ve geleneksel olarak özellikle solunum ve sindirim sistemiyle ilişkilendirilen bir bitkidir.Yapışkan otu:Daha çok toprak üstü kısımları kullanılan ve geleneksel olarak sıvı atılımı, cilt ve lenfatik sistemle ilişkilendirilen bir bitkidir.Yani isimleri aynı konunun iki farklı versiyonu değildir.Botanik olarak tamamen farklı bitkilerdir.---⚠️ Kimler dikkat etmeli?Burada özellikle altını çizmek istediğim bir konu var.Hamilelik ve emzirme döneminde, çocuklarda, ileri yaştaki kişilerde, böbrek veya karaciğer hastalığı bulunanlarda ya da düzenli ilaç kullananlarda bitkisel ürünler gelişigüzel kullanılmamalıdır.Özellikle idrar söktürücü amaçla kullanılan bitkiler, sıvı ve elektrolit dengesi açısından ayrıca değerlendirilmelidir.Alerji geçmişi olan kişiler de andız otu konusunda daha dikkatli olmalıdır.Ayrıca uzun süren öksürük, nefes darlığı, idrar şikâyeti, vücutta belirgin şişlik veya açıklanamayan lenf bezi büyümesi gibi durumlarda yalnızca bitkisel uygulamalara güvenmek yerine öncelikle nedenin araştırılması gerekir.Çünkü bir belirtiyi bastırmak ile o belirtinin nedenini ortaya çıkarmak aynı şey değildir.---🌱 Benim fitoterapi anlayışımBen her zaman şunu söylüyorum:Fitoterapi, “bir bitkiyi iç ve geçsin” anlayışı değildir.Fitoterapi;doğru bitki + doğru tür + doğru bölüm + doğru hazırlama + bilinçli kullanımdemektir.Üstelik bitkisel ürünleri kullanırken kişinin yaşı, yaşam tarzı, beslenmesi, kullandığı ilaçlar ve mevcut sağlık durumu da dikkate alınmalıdır.Bir bitkinin laboratuvarda olumlu sonuç göstermesi, o bitkinin insanda aynı sonucu kesin olarak oluşturacağı anlamına gelmez.Bu nedenle ben “tedavi eder” yerine “destek olabilir, geleneksel olarak kullanılmıştır” ifadelerini daha doğru buluyorum.Avrupa İlaç Ajansı'nın bitkisel ürünlere ilişkin yaklaşımında da “geleneksel kullanım” ile klinik olarak kanıtlanmış “yerleşik kullanım” arasında ayrım yapılıyor.---🌿 Son söz…Bazen yol kenarında gördüğümüz bir otun, yüzyıllardır insanların dikkatini çekmiş olması gerçekten hayranlık vericidir.Ama doğanın bize sunduğu her şeyi bilinçsizce tüketmek değil, doğru tanımak ve doğru kullanmak gerekir.Andız otu da yapışkan otu da doğru şekilde tanındığında ve uygun koşullarda kullanıldığında fitoterapide üzerinde konuşulabilecek değerli bitkilerdendir. Fakat benim için en önemli cümle şudur:Bitki kullanmak başka, bilinçli fitoterapi yapmak başkadır.Doğadan gelen her nimeti bilgiyle, ölçüyle ve sorumlulukla değerlendirelim. Unutmayalım;Şifa ararken önce bilinç, sonra bitki.Sağlıklı, huzurlu ve bereketli günler diliyorum. Allah herkese sağlık, afiyet ve bilinçli bir yaşam nasip etsin. 🤲🏻 Mesut ŞimşekFitoterapist 🇹🇷Refleksoloji UzmanıGazeteci & Köşe YazarıNetworkerWecommstore Medikal WellnessTUBSİAD Yönetim Kurulu Üyesi 

Türkiye yüzyılı yazıları 4 : girişimcilik; geleceği cesaretle inşa etmek
Makale

Türkiye yüzyılı yazıları 4 : girişimcilik; geleceği cesaretle inşa etmek

  Büyük değişimler, büyük sermayelerden önce büyük hayallerle başlar. Bir ülkenin ekonomik gücü yalnızca sahip olduğu fabrikalarla, doğal kaynaklarla veya mevcut sermayesiyle ölçülmez. Asıl güç; yeni fikirler üreten, risk alabilen, fırsatları görebilen ve geleceğe yatırım yapabilen girişimci insan kaynağıdır. Girişimcilik, ekonomik kalkınmanın en önemli dinamiklerinden biridir. Çünkü her yeni girişim; yeni bir fikir, yeni bir istihdam alanı ve yeni bir değer üretme fırsatıdır. Türkiye'nin genç nüfusu ve girişimci ruhu, ülkemizin en büyük avantajlarından biridir. Ancak bu potansiyelin ortaya çıkması için girişimcilerimizin sadece cesaretine değil; bilgiye, finansmana, mentörlük desteğine, doğru yönlendirmeye ve güçlü iş ağlarına ihtiyacı vardır. Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaşırken girişimciliği yalnızca yeni şirket kurmak olarak görmemeliyiz. Girişimcilik; mevcut işletmelerin dönüşmesi, yeni teknolojilerin geliştirilmesi, tarımda yenilikçi modellerin uygulanması, sanayide verimliliğin artırılması ve yerel değerlerin markaya dönüştürülmesidir. Bugün dünyanın önde gelen ekonomilerine baktığımızda, büyük markaların bir zamanlar küçük fikirlerle başladığını görüyoruz. Önemli olan, doğru fikri doğru zamanda desteklemek ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmaktır. Yerel kalkınmanın temelinde de girişimcilik vardır. Bir köyde üretim yapan çiftçinin ürününü markalaştırması, küçük bir işletmenin ihracata açılması, genç bir girişimcinin teknoloji alanında yeni bir çözüm geliştirmesi; ülke ekonomisine doğrudan katkı sağlar.    Menemen gibi üretim kültürü güçlü bölgelerde girişimcilik ekosisteminin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Sanayi, tarım, ticaret ve teknoloji alanlarında yeni fikirlerin desteklenmesi,  ilçemizin gelecekte daha güçlü bir ekonomik merkez haline gelmesine katkı sağlayacaktır. Bu noktada sivil toplum kuruluşlarına da önemli görevler düşmektedir. Girişimcilerimizi bir araya getirmek, deneyim paylaşımını sağlamak, yatırımcılarla buluşturmak ve yeni iş birliklerinin önünü açmak, kalkınma yolculuğunun önemli parçalarındandır.YÜSİAD Menemen Şube Başkanlığı olarak hedefimiz; girişimcilerimizin yanında olmak, üretmek isteyen insanlarımızın önünü açacak çalışmalar geliştirmek ve iş dünyasında dayanışma kültürünü güçlendirmektir.Turan Basın Birliği Teşkilatı olarak girişimcilerimizin başarı hikâyelerini görünür kılmayı, gençlerimize ilham olacak örnekleri paylaşmayı ve üretim kültürünün yaygınlaşmasına katkı sunmayı görev biliyoruz. Türkiye Yüzyılı; sadece büyük projelerin değil, aynı zamanda küçük bir fikirle yola çıkan girişimcilerin de yüzyılı olacaktır. Çünkü her büyük başarı, bir zamanlar küçük bir adımla başlamıştır.Cesaret eden, üreten ve değer oluşturan girişimciler, Türkiye'nin geleceğini şekillendirecektir. Güçlü girişimciler, güçlü ekonomi,  güçlü ekonomi ise güçlü Türkiye demektir.BİLAL AKSU İş insanı | köşe yazarı | roman yazarı| 

KÜLTÜR-SANAT HABERLERİ

Tümünü Gör
29 Ekim cumhuriyet bayramımız kutlu olsun!
Kültür-Sanat

29 Ekim cumhuriyet bayramımız kutlu olsun!

🇹🇷 CUMHURİYETİMİZİN 103. YILI KUTLU OLSUN!Bağımsızlığımızın, özgürlüğümüzün ve millet iradesinin simgesi…29 Ekim 1923, bir milletin yeniden doğuşunun ve bağımsızlık mücadelesinin zaferle taçlandığı tarihtir.Bugün, 29 Ekim 2026'da Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümünü gurur ve coşkuyla kutluyoruz.Cumhuriyet; yalnızca bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda özgürlüğümüzün, eşitliğimizin ve geleceğe olan inancımızın teminatıdır.Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, bu vatanı bizlere emanet eden tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.Bizlere düşen görev, Cumhuriyetimizin değerlerini korumak, birlik ve beraberliğimizi güçlendirmek ve gelecek nesillere daha güçlü bir Türkiye bırakmaktır.Unutmayalım ki Cumhuriyet, geçmişimizin gururu, bugünümüzün sorumluluğu ve geleceğimizin en kıymetli emanetidir. 🇹🇷 Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun! Mesut ŞİMŞEKTUBSİAD Genel Başkan Yardımcısı | Fitoterapist 🇹🇷| Gazeteci ve Köşe Yazarı | wecommstore

5. Uluslararası göbeklitepe kısa film festivali görkemli galayla sona erdi: kültürel miras ve küresel sinema şanlıurfa’da buluştu
Kültür-Sanat

5. Uluslararası göbeklitepe kısa film festivali görkemli galayla sona erdi: kültürel miras ve küresel sinema şanlıurfa’da buluştu

 ŞANLIURFA – Şanlıurfa Gönüllüleri Derneği imzasıyla 24-25 Ekim 2026 tarihlerinde düzenlenen 5. Uluslararası Göbeklitepe Kısa Film Festivali, kapanış galası ve ödül töreniyle final yaptı. Dünyanın dört bir yanından gelen bağımsız yapımları Şanlıurfalı sinemaseverlerle buluşturan festival, hem içeriği hem de küresel ölçekte ulaştığı başvuru sayısıyla bölgenin en prestijli kültür-sanat etkinliklerinden biri olma konumunu pekiştirdi.  Şanlıurfa Gönüllüleri Derneği tarafından düzenlenen ve 121 ülkeden 3 binin üzerinde filmin başvurduğu 5. Uluslararası Göbeklitepe Kısa Film Festivali, görkemli bir gala ve ödül töreniyle tamamlandı. Dünyanın en eski inanç merkezi Göbeklitepe’nin gölgesinde gerçekleşen organizasyon, kentin kültür diplomasisine ve uluslararası görünürlüğüne önemli bir katkı sundu. Kültür, Sanat ve Protokol Bir Arada Festivalin Recep Tayyip Erdoğan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen Gala ve Ödül Töreni; siyaset, iş dünyası, sivil toplum ve sanat camiasını aynı çatı altında buluşturdu. Tören; Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Ali Cevheri, Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Sait Ağan, Haliliye Belediye Başkan Vekili Halil Yetkin, AK Parti İl Başkan Yardımcısı Dr. Şeref Mardinli ve Eyyübiye Belediyesi Kültür Müdürü İshak Altundağ’ın yanı sıra siyasi parti temsilcileri, STK başkanları, medya mensupları, iş insanları ve çok sayıda sanatseverin katılımıyla gerçekleşti.Sanat dünyasından da yoğun ilginin olduğu gecede, Türk sinema ve televizyon dünyasının usta oyuncusu Halil Ergün ile başarılı oyuncular Cansın Yılmaz Yaşar ve Ali Kürşat Uzun’un katılımı törene renk katarken, genç sinemacılara verilen destek ve katılım takdirle karşılandı. 121 Ülkeden 3 Binden Fazla Başvuru: Rekor İlgide Ödüller Sahiplerini Buldu Bu yıl uluslararası alanda büyük bir ivme yakalayan festivale 121 ülkeden toplam 3 bin 63 kısa film başvuruda bulundu. Jüri heyetinin titiz değerlendirmeleri sonucunda dereceye giren isimler gala gecesinde açıklandı:Birincilik Ödülü: "Whisper of the Mound" filmiyle Abdurrahim Karabulutİkincilik Ödülü: "Görev Tamamlandı Asker" filmiyle Taner ElhanÜçüncülüğü Ödülü: "Gerçeğin Mayası" filmiyle Kübra Bal "Her Yıl Daha da Büyüyoruz" Törende konuşan Şanlıurfa Gönüllüleri Derneği Başkanı Habip Çadırcı, festivalin ulaştığı uluslararası çapa dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:"Festivale gösterilen yoğun ilgi bizleri gururlandırdı. Her geçen yıl kapsamı genişleyen festivalimiz, hem başvuru hem de katılım açısından büyümeye ve gelişmeye devam ediyor. Organizasyona emek veren, katkı sağlayan ve Şanlıurfa’nın kültür hayatına destek olan herkese yürekten teşekkür ediyorum." ANALİZİ VE BAĞLAM 1. Kadim Mirasın Kültür Diplomasisine Dönüşümü Göbeklitepe, yalnızca arkeolojik bir keşif değil; insanlık tarihinin bilinen en eski inanç ve yerleşim merkezidir. Festivalin bu ismi taşıması, Şanlıurfa'yı bir "tarih kenti" olmanın ötesine taşıyarak "kültür ve sanat üssü" olarak konumlandırıyor. Tarihsel mirasın bağımsız sinemayla buluşturulması, kentin küresel ölçekteki marka değerine ve kültür diplomasisine doğrudan katkı sağlıyor. 2. Küresel Sinema İlgisi ve Sivil Toplum Gücü 121 ülkeden 3.000’den fazla başvurunun gelmesi, organizasyonun yalnızca yerel bir etkinlik olmadığını, Uluslararası Kısa Film festivalleri liginde önemli bir yer edindiğini gösteriyor. Kamusal desteklerin yanında Şanlıurfa Gönüllüleri Derneği gibi sivil toplum kuruluşlarının (STK) bu denli geniş ölçekli bir organizasyonu 5 yıldır sürdürülebilir kılması, bölgedeki sivil toplum dinamizminin gücünü kanıtlıyor. 3. Bölgesel Kalkınma ve Sanat İletişimi Sinema festivalleri, düzenlendiği kentlerin turizmine, tanıtımına ve sosyo-kültürel kalkınmasına doğrudan ivme kazandırır. Usta oyuncuların (Halil Ergün vb.) ve protokolün katılımı, genç yönetmenler için Şanlıurfa’yı bir çekim merkezi haline getirirken; kentin gastronomi ve tarih odaklı turizm vizyonunu kültür-sanat kulvarıyla tamamlıyor.

Kelimelerden adalet yoluna: kübranur günegül ve "ilkyazım" üzerine |
Kültür-Sanat

Kelimelerden adalet yoluna: kübranur günegül ve "ilkyazım" üzerine |

Edebiyat, yalnızca yazılmış kelimelerden ibaret değil; bir çocuğun hayal gücünün, duyarlılığının ve geleceğe bıraktığı ilk imzanın en saf halidir. Samsun Tekkeköy Adeka Ortaokulu öğrencilerinin ortak eseri olarak raflardaki yerini alan "İlkyazım" kitabı, genç kalemlerin masum ve güçlü hayallerini okurla buluşturuyor. Bu kıymetli eserin ortak yazarlarından 8. sınıf öğrencisi Kübranur Günegül, hem kaleme aldığı öyküler hem bilimsel projelerdeki aktif duruşu hem de adalet odaklı gelecek vizyonuyla ışık saçan genç yetenekler arasında yerini alıyor. "Gizemli Kâğıt": Merak Uyandıran Kurgu Yeteneği "İlkyazım" kitabında yer alan ve Kübranur'un edebi üretim gücünü yansıtan "Gizemli Kâğıt" başlıklı öykü, okuyucuyu ilk satırlardan itibaren sürükleyici ve esrarengiz bir atmosfere çekiyor. Kasabadaki en eski evin gizemini çözmeye çalışan karakterlerin macerasını konu alan anlatımında genç yazar; Şeyma teyze, ikiz kardeşler Atahan ve Metehan ile olayları soğukkanlılıkla yöneten kendi kurgusal karakteri arasındaki dengeyi başarıyla kuruyor. Öyküde geçen; "Kübranur ise hiç korkmamış ama o anki refleksle biraz titremişti. Kübranur bu korkutucu olayın ardından kardeşlerini sakinleştirdikten sonra eve gitti, çünkü bunları anlatması gerekiyordu. Aklı hala o kâğıt parçasındaydı..." ifadeleri, genç yazarın karakter tahlili ve kurgu akışındaki olgunluğunu ortaya koyuyor. Bilimden Sanata Çok Yönlü Bir Başarı Profil Kübranur Günegül, edebiyattaki başarısını bilimsel ve çevresel duyarlılıkla da taçlandırıyor. Samsun Tekkeköy’de gerçekleştirilen TÜBİTAK 4004 Doğa Eğitimi ve Bilim Okulları Destekleme Programı kapsamındaki "Girişimci Çocuklar Doğayı İş Fikrine Dönüştürüyor" projesini başarıyla tamamlayarak Katılım Belgesi alan Günegül, araştırmacı kimliğini kanıtlıyor. "Hem Başarılı Bir Avukat Hem De Kendi Kitabının Yazarı Olmak" Kitap okumayı, hayal kurmayı ve zorluklar karşısında dirençli olmayı sevdiğini belirten Kübranur Günegül, geleceğe dair ilham veren hedeflerini şu sözlerle özetliyor:"İleride kendi kitabımı yazmayı da çok isterim. Büyüdüğümde çok başarılı, her zaman iyi bir insan olan ve adaleti savunan tanınmış bir avukat olmayı istiyorum..."Gelecekte hem adalet bayrağını dalgalandırmayı hem de edebi yolculuğunu sürdürmeyi hedefleyen genç yazar Kübranur Günegül’ü tebrik ediyor; "İlkyazım" ile başlayan edebi baharının başarılarla devam etmesini diliyoruz. Bağlam ve Analiz Gençlerin Edebi ve Bilimsel Üretime Teşviki: Ortaokul seviyesindeki öğrencilerin kitap yayıncılığı ve TÜBİTAK projeleri gibi süreçlere dahil edilmesi, erken yaşta özgüven, analitik düşünme ve ifade yeteneği kazanmaları açısından stratejik önem taşımaktadır. Sosyal Sorumluluk ve Adalet Bilinci: Kübranur Günegül örneğinde görüldüğü üzere, edebiyat ile hukuk/adalet idealinin harmanlanması, geleceğin liyakatli ve duyarlı bireylerinin yetişmesine zemin hazırlamaktadır.